Bir mülkiyet hakkı ihlali iddiasıyla AYM'ye yapılan bireysel başvuruda, 'başarılı olma ihtimali yerleşik yargı içtihatlarına göre yüksek olan, somut bir beklentinin' de mülkiyet hakkı kapsamında korunabileceği belirtilmektedir. Bu 'meşru beklenti' doktrininin, mülkiyet hakkının kapsamını 'mevcut mülkten' gelecekteki potansiyel kazanımlara doğru nasıl genişlettiğini, bir Yargıtay içtihadının sonradan değiştirilmesi durumunda bireyin yaşayabileceği hak kaybı örneği üzerinden açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #184751

Meşru beklenti doktrini, mülkiyet hakkının kapsamını, Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında yer alan 'mevcut mal, mülk ve varlıkların' ötesine taşır. Bu doktrine göre, bir kişinin, bir kanun hükmüne veya istikrar kazanmış ve yerleşik hale gelmiş bir yargı içtihadına dayanarak, belirli bir ekonomik değeri veya alacağı elde edeceğine dair 'haklı ve somut bir beklentisi' varsa, bu beklenti de mülkiyet hakkının korumasından yararlanır. Bu doktrin, hakkın kapsamını geleceğe yönelik olarak genişletir. Örneğin, Yargıtay'ın yıllardır süregelen ve istikrar kazanmış bir içtihadına göre, belirli bir durumda alacaklıların munzam (aşkın) zararlarını ispat için somut delil sunma zorunluluğu olmadığını, enflasyon oranlarının yeterli olduğunu kabul ettiğini varsayalım. Bu yerleşik içtihada güvenerek dava açan bir kişi, davasının kendi lehine sonuçlanacağına ve bu zararı tazmin edeceğine dair 'meşru bir beklenti' içindedir. Eğer Yargıtay, bu kişinin davası devam ederken aniden içtihat değiştirir ve artık somut delil aranacağına karar verirse, bu durum başvurucunun meşru beklentisini boşa çıkarır. AYM, bu tür durumlarda, yargı kararlarındaki öngörülebilirliğin ve hukuk güvenliğinin ihlal edildiği ve bireyin meşru beklentisinin korunmadığı gerekçesiyle, mülkiyet hakkının (usuli güvenceler boyutuyla) ihlal edildiğine karar verebilir. Böylece, henüz tahsil edilmemiş bir alacak dahi, 'meşru beklenti' yoluyla mülkiyet hakkı korumasına dahil edilmiş olur.