Anayasa Mahkemesi'nin mülkiyet hakkı incelemelerinde kullandığı 'adil denge' (orantılılık) testi, 'kamu yararı' ile 'bireyin hakkı' arasında nasıl bir ilişki kurar? 'Fedakarlığın denkleştirilmesi' ilkesinin bu testteki rolünü, idarenin hukuka uygun bir eylemi (örn: yol genişletme, güvenlik tedbiri) nedeniyle bir bireyin 'özel ve olağan dışı' bir zarara uğraması durumunda açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #184704

AYM'nin 'adil denge' testi, mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin ölçülü olup olmadığını denetlemek için kullanılır. Bu test, toplumun genel çıkarını temsil eden 'kamu yararı' ile müdahaleye maruz kalan 'bireyin temel hakkı' arasında makul bir orantı kurulup kurulmadığını sorgular. Kamu yararı ne kadar büyük olursa olsun, bireye katlanması güç, aşırı ve orantısız bir külfet yüklenmemelidir. 'Fedakarlığın denkleştirilmesi' ilkesi, tam da bu dengeyi sağlamaya yönelik bir araçtır. Bu ilkeye göre, idarenin toplumun tamamının faydasına olacak şekilde yürüttüğü hukuka uygun bir faaliyetten (yol yapımı, baraj inşası, güvenlik amacıyla cadde kapatma vb.) dolayı, sadece bir birey veya küçük bir grup, diğer vatandaşlara nazaran 'özel ve olağan dışı' bir zarara uğruyorsa, bu fedakarlığın kamu (toplum) tarafından denkleştirilmesi, yani zararın tazmin edilmesi gerekir. Örneğin, bir yol genişletme çalışması tüm toplumun yararınadır, ancak bu çalışma nedeniyle sadece bir kişinin dükkanının girişi kapanıyor ve ticari faaliyeti imkansız hale geliyorsa, bu kişi toplum adına özel bir fedakarlığa katlanmaktadır. Eğer idare bu özel ve olağan dışı zararı tazmin etmezse, kamu yararı ile bireyin hakkı arasındaki 'adil denge' birey aleyhine bozulmuş olur ve bu durum, hukuka uygun başlayan müdahaleyi mülkiyet hakkı ihlaline dönüştürür. (Bkz: AYM, Recep Tarhan ve Afife Tarhan kararı).