Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun (YCGK) 23.10.2024 tarihli kararında, gerekçe içermeyen Cumhuriyet savcısı istinaf başvurusunun geçerli sayılması ve 'açıklattırılması' gerektiği yönündeki içtihadı, CMK'nın 'kanun yollarına başvuru hakkı' (m. 260) ile 'başvurudan vazgeçme' (m. 266) kurumları açısından ne gibi bir çelişki yaratabilir? Özellikle, savcının sanık lehine yaptığı başvurudan 'sanığın rızası olmaksızın vazgeçilememesi' kuralı bu durumda nasıl işlevsiz kalabilir?
YCGK'nın bu içtihadı, CMK'daki başvuru ve vazgeçme kurumları açısından ciddi bir çelişki ve hukuki belirsizlik yaratma potansiyeli taşır. Sorun şudur: CMK m. 266/1, 'Cumhuriyet savcısı tarafından sanık lehine yapılan başvurudan onun rızası olmaksızın vazgeçilemez' hükmünü amirdir. Bu kural, sanığa bir güvence sağlamayı ve savcının lehe başvuru sonrası keyfi olarak pozisyon değiştirmesini engellemeyi amaçlar. YCGK'nın 'gerekçesiz başvuru geçerlidir ve sonradan açıklattırılır' içtihadı bu güvenceyi işlevsiz kılabilir. Şöyle ki: Bir savcı, süre tutum dilekçesi gibi 'kararı istinaf ediyorum' şeklinde gerekçesiz bir başvuruda bulunduğunda, YCGK'ya göre bu başvuru geçerlidir. Ancak başvurunun lehe mi aleyhe mi olduğu belli değildir. Mahkeme, savcıdan bu başvurusunu açıklamasını istediğinde, savcı bu kez sanık 'aleyhine' gerekçeler sunabilir. Bu durumda, başlangıçta niteliği belirsiz olan bir başvuru, sonradan sanık aleyhine bir işleme dönüşmüş olur. Eğer başlangıçtaki belirsiz durumun 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği lehe kabul edilmesi gerektiği düşünülürse, savcının sonradan aleyhe gerekçe sunması, aslında 'lehe başvurudan vazgeçip aleyhe başvuru yapması' anlamına gelir ki bu da CMK m. 266'ya aykırı olur. Metin yazarının eleştirisi de bu noktada yoğunlaşmaktadır: Başlangıçta hukuken geçerli sayılmaması gereken bir işlem, sonradan nitelik değiştirerek sanığın hukuki durumunu belirsizliğe sokmakta ve kanuni güvenceleri zayıflatmaktadır.