Sehven Covid iznine gönderilen hükümlünün dışarıda geçirdiği sürenin infazdan sayılmasını savunan görüş, bu uygulamanın hükümlünün 'kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı' ile 'infazda öngörülebilirlik' ilkesine aykırı olacağı argümanını nasıl temellendirmektedir? İdarenin tek taraflı ve kusurlu bir işlemiyle oluşan bir durumun sonuçlarının, hükümlünün daha uzun süre hükümlülük statüsünde kalması şeklinde yansıtılmasının Anayasal açıdan sakıncalarını tartışınız.
Bu görüş, argümanını şu temellere dayandırmaktadır: 1) Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlali: İnfaz rejimi, kişi hürriyetine doğrudan bir müdahale teşkil eder ve bu müdahalenin süresi ve koşulları kanunla sıkı bir şekilde belirlenmiştir. İdarenin hatası nedeniyle dışarıda geçirilen sürenin infazdan sayılmaması, hükümlünün toplamda kanunda öngörülenden daha uzun bir süre hükümlülük statüsüne (ve dolayısıyla TCK m. 53'teki hak yoksunluklarına) tabi tutulması anlamına gelir. Bu, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına orantısız bir müdahaledir. Hükümlü, idarenin hatasının bedelini, hürriyetinin daha uzun süre kısıtlanmasıyla ödememelidir. 2) Öngörülebilirlik ve Belirlilik İlkelerinin Zedelenmesi: Hukuk devletinin temel unsurlarından olan belirlilik ve öngörülebilirlik ilkeleri, bireylerin kendi hukuki durumlarını bilmelerini ve geleceklerini buna göre planlayabilmelerini gerektirir. İdare tarafından kendisine bir statü (izinli statüsü) tanınan hükümlünün, aylar veya yıllar sonra bu statünün geçersiz sayılarak tekrar cezaevine alınması ve dışarıda geçirdiği sürenin 'yok' sayılması, infaz rejiminin öngörülebilirliğini ortadan kaldırır. İdarenin tek taraflı ve kusurlu eyleminin sonuçlarının tamamen hükümlüye yükletilmesi, Anayasal açıdan 'hukuk devleti' (Anayasa m.2) ve 'orantılılık' ilkeleriyle bağdaşmaz. İdarenin kusurunun, bireyin temel hakkını (kişi hürriyeti) daha fazla kısıtlayacak şekilde yorumlanması, 'idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödeme yükümlülüğü' (Anayasa m.125) ilkesinin ruhuna da aykırıdır.