Ceza Muhakemesi Kanunu m. 23/2'de yer alan 'Aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hakim, kovuşturma evresinde görev yapamaz' hükmünün (yasaklılık hali), 'tarafsızlık' ilkesi açısından önemini açıklayınız. Bir sulh ceza hakiminin, soruşturma aşamasında bir şüpheli hakkında tutuklama veya arama kararı verdikten sonra, aynı şüphelinin davasına bakacak olan asliye ceza veya ağır ceza mahkemesi heyetinde üye olarak görev alması bu kurala aykırı mıdır? Bu kuralın istisnası var mıdır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #184682

CMK m. 23/2'de düzenlenen bu yasaklılık hali, 'adil yargılanma hakkı'nın en önemli unsurlarından olan 'mahkemenin tarafsızlığı' ilkesini, özellikle de 'objektif tarafsızlık' (görünüşte tarafsızlık) boyutunu güvence altına almayı amaçlar. Kuralın ardındaki mantık şudur: Soruşturma evresinde görev yapan (örneğin tutuklama, arama, el koyma kararı veren) bir hakimin, şüphelinin suçluluğu hakkında bir ön kanaat edindiği varsayılır. Aynı hakimin daha sonra kovuşturma evresinde yargılama yapması, tarafsızlığına gölge düşürebilir ve 'peşin hükümlü' olduğu izlenimi yaratabilir. Bu durum, hem sanığın adil yargılandığına dair inancını sarsar hem de yargılamanın objektifliğini zedeler. Bir sulh ceza hakiminin, soruşturma aşamasında bir şüpheli hakkında tutuklama, adli kontrol veya arama gibi önemli koruma tedbirlerine karar verdikten sonra, o şüphelinin davasının görüleceği asliye ceza veya ağır ceza mahkemesi heyetinde görev alması, bu kurala açıkça aykırıdır ve mutlak bir bozma nedenidir. Hakim, bu durumu fark ettiğinde kendiliğinden çekilmeli, çekilmezse taraflarca reddedilmelidir. Bu kuralın kanunda açıkça belirtilmiş bir istisnası yoktur. Soruşturma aşamasında verilen en küçük bir karar dahi (örneğin, ifade alma) bu yasağı harekete geçirebilir. Bu kural, hakimin kişisel olarak tarafsız olup olmadığından bağımsız, objektif bir yasaklama halidir.