Taksirle yaralama suçunun yanı sıra, TCK m. 177'de düzenlenen 'hayvanın tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakılması' suçunu da oluşturan bir fiil işlendiğinde (örneğin, başıboş bırakılan bir ineğin bir araca çarparak içindekileri yaralaması), failin hangi suçtan sorumlu tutulması gerektiği konusunda Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2019/7167 K. sayılı kararında benimsediği ilke nedir? Bu ilkenin, 'fikri içtima' (TCK m. 44) kurallarından neden farklı bir yaklaşım sergilediğini açıklayınız.
Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin ilgili kararında, tek bir fiilin hem taksirle yaralama (zarar suçu) hem de hayvanı tehlikeli şekilde serbest bırakma (tehlike suçu) suçlarını oluşturduğu durumlarda, failin hangi suçtan cezalandırılacağının belirlenmesinde 'cezaların ağırlığı' kriterinin değil, 'zarar-tehlike suçu' ayrımının esas alınması gerektiğini belirtmiştir. Karara göre, somut bir 'zarar' (yaralanma) meydana geldiğinde, fiil artık sadece bir 'tehlike' oluşturma aşamasında kalmamış, daha ileri bir aşamaya geçmiştir. Bu durumda, failin sadece neticesi daha ağır olan 'zarar suçundan', yani taksirle yaralama suçundan (TCK m. 89) cezalandırılması gerekir. Bu yaklaşım, TCK m. 44'teki genel fikri içtima kuralından farklıdır. Fikri içtimada, işlenen bir fiil ile birden fazla farklı suçun kanuni tanımı ihlal edildiğinde, bunlardan 'en ağır cezayı gerektiren' suçtan dolayı ceza verilir. Oysa Yargıtay'ın bu kararında benimsediği ilke, cezaların ağırlığını karşılaştırmak yerine, suçların niteliğine (zarar suçu vs. tehlike suçu) odaklanmaktadır. Zarar suçunun, tehlike suçunu 'tükettiği' veya 'içerdiği' (tüketen-tükenen norm ilişkisi) kabul edilmektedir. Yani, tehlikenin gerçekleşip zarara dönüştüğü anda, fail artık sadece tehlike yaratmaktan değil, o tehlikenin yol açtığı somut zarardan sorumlu tutulmalıdır. Bu, bir nevi özel bir içtima kuralı uygulamasıdır.