Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesi'nin 2015/9104 K. sayılı kararında, kredi borcunu ödemeyen davacının maaşından kesinti yapılmasına ilişkin sözleşme hükmünün neden 'haksız şart' olarak nitelendirilemeyeceği belirtilmiştir? Daire'nin, 'sözleşmenin her sayfasının ayrı ayrı imzalanmış olması' ve 'kredi borcu taksitlerinin maaştan ödenmesi için otomatik ödeme talimatı verilmesi' olgularını, söz konusu hükmün 'müzakere edilerek kararlaştırıldığı' yönünde bir karine olarak kabul etmesini, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 5. maddesindeki 'haksız şart' tanımı açısından kritik ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #184672

Özel Daire, kararında sözleşme hükmünün haksız şart sayılamayacağını şu gerekçelere dayandırmıştır: 1) Sözleşme serbest iradeyle imzalanmıştır ve her sayfası ayrı ayrı paraflanmıştır. 2) Davacı, kredi taksitlerinin maaşından ödenmesi için otomatik ödeme talimatı vermiştir. Daire'ye göre bu durumlar, söz konusu hükmün tüketiciyle 'müzakere edilerek' kararlaştırıldığını gösterir ve bu nedenle haksız şart olarak kabul edilemez. Ayrıca, aksinin kabulünün kötü niyetli borçluların borcunu hiç ödememesi gibi bir sonuç doğuracağını belirtmiştir. Bu yaklaşım, 6502 sayılı Kanun m. 5 açısından eleştiriye açıktır. Kanuna göre bir şartın haksız şart sayılması için temel kriter, 'tüketiciyle müzakere edilmeden' sözleşmeye dahil edilmiş olması ve tarafların hak ve yükümlülüklerinde tüketici aleyhine 'dürüstlük kuralına aykırı bir şekilde dengesizlik' yaratmasıdır. Banka kredi sözleşmeleri, tipik birer 'genel işlem şartı' içeren standart sözleşmelerdir. Tüketicinin bu sözleşmelerin içeriğini müzakere etme gücü fiilen yoktur. Sözleşmenin her sayfasının imzalanması, içeriğin anlaşıldığını ve kabul edildiğini gösterir, ancak her bir maddenin tek tek müzakere edildiği anlamına gelmez. Yargıtay'ın bu yorumu, 'müzakere edilme' kavramını çok dar ve şekilci bir şekilde ele almaktadır. Hukuk Genel Kurulu'nun bozma kararına direnen yerel mahkemenin ve nihayetinde direnme kararını onayan HGK'nın (E. 2017/672) yaklaşımı, bu eleştiriyi doğrular niteliktedir ve bu tür genel mahsup yetkilerinin, müzakere edilip edilmediğine bakılmaksızın, İİK m. 83/a gibi emredici hükümlere aykırılık nedeniyle geçersiz olduğunu kabul etmektedir.