5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 4. maddesindeki 'Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz' ilkesinin, 5275 sayılı Ceza İnfaz Kanunu Geçici m.9/5'in hatalı uygulanması sonucu sehven Covid iznine gönderilen hükümlünün 'kusursuzluğu' iddiasına karşı bir argüman olarak kullanılmasının isabetliliğini, idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunu denetleme ve tesis ettiği işlemlerin sonuçlarına katlanma yükümlülüğü çerçevesinde değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #184665

TCK m.4'teki ilkenin, sehven Covid iznine gönderilen hükümlünün 'kusursuz olmadığı' yönünde bir argüman olarak kullanılması hukuken zayıf bir yaklaşımdır. 'Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz' ilkesi, bir kişinin suç teşkil eden bir fiili işledikten sonra, bu fiilin suç olduğunu bilmediğini iddia ederek sorumluluktan kurtulmasını engellemeyi amaçlayan, maddi ceza hukukuna özgü bir kuraldır. Oysa, Covid iznine gönderilme durumu, hükümlünün bir fiili değil, idarenin bir işlemidir. Hükümlü, idarenin kendisi hakkında tesis ettiği bir karara uymaktadır. Hükümlüye yüklenen yükümlülük, kanunları bilmek ve idarenin kararının hukuka uygunluğunu denetlemek değildir. Bu denetim görevi, idarenin kendisine ve yargı mercilerine aittir. Hukuk devletinde idare, tesis ettiği işlemlerin hukuka uygun olmasından birincil derecede sorumludur ve hatalı işlemlerinin sonuçlarına katlanmak durumundadır. Hükümlünün, kendisine verilen müddetnameden veya kanundan yola çıkarak idarenin hatasını tespit edip buna itiraz etme 'külfeti' altında olduğu varsayımı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ilgilendiren infaz rejiminde, orantısız bir beklentidir. Dolayısıyla, hükümlünün idarenin hatasına sessiz kalması, TCK m.4 anlamında bir 'kusur' olarak nitelendirilemez ve bu ilke, idarenin kusurunun sonuçlarını hükümlüye yüklemek için bir gerekçe olarak kullanılamaz.