16 Temmuz 2014 tarihli 6551 sayılı 'Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un 4. maddesindeki '...görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari ve cezai sorumluluğu doğmaz' hükmünün, 'hukuk devleti' ilkesi ve Anayasa'nın 137. maddesindeki 'kanunsuz emir' yasağı karşısındaki hukuki geçerliliğini ve yeterliliğini, metin yazarının eleştirel bakış açısıyla tartışınız.
Metin yazarı, 6551 sayılı Kanun'un 4. maddesindeki sorumluluğu kaldıran hükmün, 'hukuk devleti' ilkesi ve özellikle Anayasa m. 137 karşısında yetersiz ve sorunlu olduğunu savunmaktadır. Eleştirinin temel noktaları şunlardır: 1) Hukuki Altyapı Zayıflığı: Yazar, 'Çözüm Süreci' gibi önemli bir projenin hukuki altyapısının bu kadar dar ve soyut bir düzenlemeyle kurulmasını eleştirmektedir. Bir yanda yargı kararlarıyla 'terör örgütü' olarak tescillenmiş bir yapı ve mahkum edilmiş lideri varken, diğer yanda bu gerçekliği yok sayan bir diyalog süreci yürütülmektedir. Bu çelişki, hukuki meşruiyet sorunu yaratmaktadır. 2) 'Kanunsuz Emir' Sorunu: Anayasa m. 137, konusu suç teşkil eden bir emrin hiçbir surette yerine getirilemeyeceğini ve getiren kişinin sorumluluktan kurtulamayacağını amirdir. Yazar, Çözüm Süreci kapsamında görevlendirilen kamu görevlilerinin, terör örgütü üyeleriyle görüşme, pazarlık yapma gibi eylemlerinin mevcut ceza kanunları (örn: TCK m. 220, 314) karşısında 'suça iştirak' veya 'örgüte yardım' olarak nitelendirilme riski taşıdığını ima etmektedir. Bu durumda, 6551 sayılı Kanun'daki soyut 'sorumsuzluk' hükmünün, Anayasa'nın emredici 'kanunsuz emir' yasağını bertaraf etmeye yetip yetmeyeceği son derece tartışmalıdır. Basit bir kanun hükmünün, Anayasal bir ilkeyi ve ceza kanunlarındaki açık suç tanımlarını ortadan kaldırması 'normlar hiyerarşisi' açısından mümkün değildir. Yazar, bu nedenle sürecin hukuki meşruiyetinin ancak kapsamlı bir af veya Anayasal bir düzenleme ile sağlanabileceğini, 6551 sayılı Kanun'un bu haliyle hukuki güvence sağlamaktan uzak olduğunu savunmaktadır.