Metin yazarı, ceza muhakemesinde 'delillerin ortaya koyulması' (CMK m. 206) kavramının uygulamada nasıl yanlış anlaşıldığını ve eksik tatbik edildiğini eleştirmektedir. Yazarın eleştirisine göre, bu usulün ideal uygulanışı ile mevcut uygulama arasındaki temel farklar nelerdir? Mahkemelerin 'tevsii tahkikat' adı altında re'sen delil toplamaya yönelmesinin, CMK sistematiği ve 'hakimin tarafsızlığı' ilkesi açısından neden sorunlu olduğunu açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #184658

Yazara göre, 'delillerin ortaya koyulması' kavramının ideal uygulanışı ile mevcut uygulama arasındaki temel farklar şunlardır: İdeal Uygulama: Bu aşama, kapalı yürütülen soruşturma evresinde toplanan tüm delillerin, aleni kovuşturma evresinde tarafların (savcı, sanık, müdafi, katılan) huzurunda 'ortaya dökülmesi' işlemidir. Bu, sadece belge ve raporların okunmasından ibaret değildir; ses kayıtlarının dinletilmesi, görüntülerin izletilmesi, suç aletlerinin gösterilmesi gibi delillerin doğrudan duyularla algılanmasını içerir. Bu aşamadan sonra, hukuka aykırı veya ilgisiz delillerin reddedilmesi (CMK m. 206/2) ve kalan delillerin çelişmeli yargılama ilkesine uygun olarak taraflarca etraflıca tartışılması (CMK m. 216) gerekir. Mevcut Uygulama: Uygulamada ise delillerin ortaya konulması, genellikle gelen raporların veya belgelerin özetle okunmasıyla geçiştirilmektedir. Ses, görüntü gibi deliller fiziksel olarak duruşmada ortaya konulup tartışılmamakta, sadece tutanaklarda bahsedilmektedir. Bu durum 'delillerin doğrudan doğruyalığı', 'yüz yüzelik' ve 'çelişmeli yargı' ilkelerine aykırıdır. Mahkemelerin 'tevsii tahkikat' adı altında re'sen delil toplamaya çalışması ise iki temel nedenle sorunludur: 1) CMK Sistematiğine Aykırılık: 1412 sayılı mülga CMUK'ta yer alan mahkemenin re'sen delil araştırma yetkisi, 5271 sayılı yeni CMK ile terk edilmiştir. Yeni sistemde iddia (delil toplama) görevi savcılığa, yargılama (delilleri değerlendirme) görevi mahkemeye aittir. Mahkemenin aktif olarak delil toplaması, bu görev ayrımını ve itham sisteminin ruhunu ihlal eder. 2) Hakimin Tarafsızlığının Zedelenmesi: Mahkemenin, tarafların sunmadığı bir delili kendiliğinden araştırması, onu bir 'taraf' konumuna sokar ve objektif tarafsızlığına gölge düşürür. Kanun koyucu, tam da bu sakıncayı önlemek için re'sen araştırma ilkesini kaldırmıştır. Yazar, mahkemenin bu yöndeki çabasının 'maddi hakikate ulaşma' gerekçesiyle meşrulaştırılamayacağını savunmaktadır.