Firar (AsCK m. 66) suçu, kesintisiz (mütemadi) bir suçtur. Bu suçta temadinin (kesintinin) sona erdiği an, failin yakalanmasıyla mı yoksa kendiliğinden teslim olmasıyla mı gerçekleşir? Metindeki Askeri Yargıtay Daireler Kurulu kararının bu konudaki yaklaşımı nedir?
Firar suçu, failin hukuka aykırı durumu (birlikten ayrı kalma) devam ettiği sürece işlenmeye devam eden kesintisiz (mütemadi) bir suçtur. Suçun ne zaman bittiği, yani temadinin ne zaman kesildiği, özellikle zamanaşımı ve yetkili mahkemenin belirlenmesi açısından önemlidir. Metinde atıf yapılan Askeri Yargıtay Daireler Kurulu kararı (E: 2006/11, K:2006/10), bu konuda net bir ayrım yapmaktadır. Karara göre, temadinin 'failin iradesiyle' sona ermesi ile 'dış bir müdahaleyle' sona ermesi farklı sonuçlar doğurur. Temadinin iradi olarak sona ermesi ve suçun bitmesi için, failin 'kendi serbest iradesi ile' firar durumuna son vermesi gerekir. Bu da, failin 'kendiliğinden birliğine dönmesi' veya 'bir askeri birliğe veya resmi bir kuruluşa (polis, jandarma vb.) müracaat ederek teslim olması' ile mümkündür. Failin yakalanması ise, temadiyi kesen iradi bir eylem değildir. Bu, dış bir müdahaledir ve suç işlemeye devam etme iradesini ortadan kaldırmaz. Dolayısıyla, firar suçu failin yakalandığı an değil, firar durumunun hukuken sona erdiği an (örneğin, birliğine teslim edildiği veya hakkında yasal işlem başlatıldığı an) biter. Kararda ayrıca, 'sanığın yakınlarının onun teslim olmasını sağlama amacıyla hareket ederek ihbar etmeleri'nin de, sanığın kendi teslim olma iradesiyle hareket ettiğini göstermeyeceği ve temadiyi kesmeyeceği belirtilmiştir. Bu, teslim iradesinin bizzat faile ait olması gerektiğini vurgular.