Metinde 'Çözüm Süreci'nin hukuki altyapısının zayıf olduğu ve 6551 sayılı Kanun'un yetersiz kaldığı' eleştirisi hangi argümana dayandırılmaktadır? Özellikle 'kanunsuz emir' (Anayasa m.137) ve suçların hukuka uygun hale getirilememesi sorunu nasıl ilişkilendirilmiştir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #184559

Metinde, 'Çözüm Süreci'nin en temel sorununun, hukuki bir meşruiyet zeminine tam olarak oturtulamaması olduğu savunulmaktadır. Bu eleştirinin merkezinde 6551 sayılı 'Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun'un yetersizliği yer alır. Kanunun 4. maddesi, süreç kapsamında görev alan kamu görevlilerinin hukuki, idari ve cezai sorumluluğunun doğmayacağını belirtmektedir. Ancak yazar, bu güvencenin yeterli olmadığını, çünkü Anayasa m. 137'de düzenlenen 'kanunsuz emir' ilkesinin yürürlükte olduğunu vurgular. Bu ilkeye göre, konusu suç teşkil eden bir emir hiçbir surette yerine getirilemez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz. Süreç kapsamında, yargı kararlarıyla 'terör örgütü' olarak tescillenmiş bir yapıyla ve 'suçlu' kabul edilen kişilerle görüşmek, TCK'da suç olarak tanımlanan fiiller (örneğin, örgüte yardım) kapsamına girebilir. 6551 sayılı Kanun, bu fiilleri suç olmaktan çıkaran bir düzenleme getirmemekte, sadece görevliler için bir 'sorumsuzluk' hali öngörmektedir. Yazar, ceza normları tarafından suç olarak tanımlanmış fiillerin, basit bir kanunla 'hukuka uygun' hale getirilemeyeceğini, çünkü Anayasa ve temel ceza hukuku ilkeleriyle çelişeceğini savunmaktadır. Bu durumda, yapılan görüşmeler ve atılan adımlar 'kanunsuz emir' kapsamında değerlendirilme riski taşır ve 6551 sayılı Kanun'daki sorumsuzluk hükmü, gelecekte hukuki bir koruma sağlamayabilir. Yazar bu nedenle, sürecin meşruiyetinin ancak daha köklü bir hukuki düzenleme olan 'genel af' ile sağlanabileceğini ima etmektedir.