Ceza davasında 'karşı tarafın' Kamu Hukuku olması, beraat eden sanık lehine Hazine aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesini haklı kılan temel mantık nedir?
Ceza davasının, özel hukuk davalarından farklı olarak, iki özel kişi arasında değil, 'kamu adına' devlet ile 'şüpheli/sanık' sıfatıyla birey arasında görülmesi, vekalet ücreti sorumluluğunun belirlenmesinde kilit bir rol oynar. Metinde de vurgulandığı gibi, bir ceza kovuşturması sanığın isteği veya tahriki ile başlamaz. Kamu davası, Cumhuriyet savcısının 'yeterli şüphe' üzerine iddianame düzenlemesi ve mahkemenin bu iddianameyi kabul etmesiyle, yani kamu otoritesinin iradesiyle başlar. Devlet, yargı erki aracılığıyla bir bireyi suçlamakta ve onu savunma yapmaya zorlamaktadır. Bu süreçte birey, kendisini savunmak için bir müdafi tutarak masraf yapmak zorunda kalır. Yargılama sonunda, devletin bu suçlamasının yersiz olduğu, yani sanığın suçsuz olduğu 'beraat' kararıyla tescil edilirse, devletin başlattığı bu süreç nedeniyle sanığın katlanmak zorunda kaldığı vekalet ücreti masrafının yine devlet (Hazine) tarafından karşılanması, 'nedensellik', 'hakkaniyet' ve 'sosyal hukuk devleti' ilkelerinin bir gereğidir. Aksi takdirde, suçsuz bir vatandaş, devletin hatalı veya en azından ispatlanamayan suçlaması nedeniyle mali bir yüke katlanmış olur. Bu nedenle, davanın 'karşı tarafı' olan ve davayı açan kamu otoritesini temsilen Hazine'nin bu gideri üstlenmesi, adil yargılanma hakkının bir parçasını oluşturur.