Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen 'dürüstlük kuralı' ve 'hakkın kötüye kullanılması yasağı', terekenin borca batık olduğunun tespiti davası açma hakkını nasıl sınırlar?
Terekenin borca batık olduğunun tespiti davası (mirasın hükmen reddi) kural olarak bir süreye tabi olmasa da, bu hakkın kullanımı TMK m. 2'deki dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı ile sınırlıdır. Bu sınırlama, mirasçının eylemleri üzerinden somutlaşır. TMK m. 610/2, mirası kabul anlamına gelen davranışlarda bulunan mirasçının mirası reddedemeyeceğini düzenler. Eğer bir mirasçı, terekenin borca batık olduğunu bilerek veya bilmeyerek, terekeyi 'sahiplenme' anlamına gelen işlemler yaparsa (örneğin murisin arabasını satarsa, evini kiraya verirse, borçlarını kendi malvarlığından öderse), bu davranışıyla mirası zımnen kabul etmiş sayılır. Daha sonra, alacaklılar kendisinden borçları talep ettiğinde, terekenin borca batık olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulmaya çalışması, önceki davranışıyla çelişen (venire contra factum proprium) ve dürüstlük kuralına aykırı bir davranış olur. Hukuk düzeni, bu şekilde hakkın kötüye kullanılmasını korumaz. Dolayısıyla, terekeyi benimsemiş bir mirasçının sonradan bu davayı açması, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilir ve davası bu nedenle reddedilebilir. (Kaynak: terekenin-borca-batik-oldugunun-tespiti-davasi.html, Y14HD-K.2017/7373)