Alacağın devlet tarafından geç ödenmesi ve ödenen yasal faizin enflasyon karşısında paranın değer kaybını karşılamaması durumu, Anayasa Mahkemesi tarafından mülkiyet hakkı ihlali olarak nasıl değerlendirilmektedir? Yargıtay'ın 'munzam zarar' konusundaki farklı yaklaşımlarının bu değerlendirmeye etkisini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #184450

Anayasa Mahkemesi, bir alacağın (özellikle kamu borcu haline gelmiş ödemelerin) devlet tarafından geç ödenmesi ve bu gecikme için ödenen yasal faizin, geçen süredeki yüksek enflasyon nedeniyle paranın alım gücünde meydana gelen aşınmayı telafi etmemesi durumunu, mülkiyet hakkının ihlali olarak değerlendirmektedir. Bu değerlendirmenin temelinde, mülkiyet hakkının sadece mülkün varlığını değil, aynı zamanda onun ekonomik değerini de koruduğu anlayışı yatar. Alacağın değer kaybetmesi, mülkten barışçıl yararlanma hakkına bir müdahaledir. Bu müdahalenin ölçülü olabilmesi için, bireyin uğradığı zararın makul bir şekilde telafi edilmesi gerekir. Yargıtay'ın munzam (aşkın) zarar konusundaki iki farklı yaklaşımı bu noktada önem kazanır. Birinci görüşe göre, alacaklı temerrüt faizini aşan zararını (örneğin daha yüksek faizle borçlandığını) somut delillerle ispatlamalıdır. İkinci ve daha güncel görüşe göre ise, yüksek enflasyon ortamında zararın varlığı karine olarak kabul edilmeli ve zararın miktarı enflasyon, döviz kuru, mevduat faizi gibi ekonomik verilerle bilirkişi tarafından hesaplanmalıdır. Anayasa Mahkemesi, özellikle ilk yaklaşımdaki gibi katı yorumların, alacaklıya aşırı bir ispat külfeti yükleyerek kamu yararı ile bireyin hakkı arasındaki adil dengeyi bozduğunu ve bu durumun mülkiyet hakkını (AİHM'nin Akkuş/Türkiye kararıyla paralel olarak) ihlal ettiğini kabul etmektedir. (Kaynak: mulkiyet-hakkinin-ihlali-bireysel-basvuru.html)