Yargıtay 13. Ceza Dairesi'nin E:2014/8876, K:2014/26109 sayılı kararında, sanığa müdafi olarak görevlendirilen avukatın yargılama aşamasında sadece bir oturuma katılması, 'CMK anlamında hukuken geçerli bir müdafilik ilişkisi kalmadığı' şeklinde yorumlanmıştır. Bu yorumun temelindeki hukuki ilke nedir?
Bu yorumun temelindeki hukuki ilke, CMK'da düzenlenen müdafiliğin, sadece şekli bir atamadan ibaret olmadığı, 'etkin (fiili) bir hukuki yardım' ve 'savunma hakkının somut olarak kullanılması'nı gerektirdiği ilkesidir. Müdafiin görevi, sadece duruşmada fiziken bulunmak değil, sanığın lehine olan delilleri toplamak, aleyhe olanlara itiraz etmek, usuli haklarını kullanmak, sorguda ve esas hakkındaki savunmada sanığa aktif olarak yardımcı olmaktır. Karardaki olayda, müdafiin sadece bir celseye katılıp daha sonraki celselere katılmaması ve sanığın savunması için hiçbir işlem yapmaması, bu 'etkin hukuki yardım' yükümlülüğünü yerine getirmediği anlamına gelir. Yargıtay, bu durumda şeklen bir atama olsa bile, fiilen bir savunma yapılmadığı için, sanığın savunma hakkının kısıtlandığı sonucuna varmıştır. Bu, müdafiliğin sadece bir formalite değil, maddi bir içerik taşıması gerektiği anlayışını yansıtır.