5237 sayılı TCK'nın 89. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında sayılan taksirle yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış halleri, kasten yaralama suçundaki nitelikli hallerle paralellik göstermektedir. Bu iki suç tipi arasındaki temel ayrım olan 'manevi unsur' (kast/taksir), bu nitelikli neticelerin sorumluluğuna nasıl yansır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #181854

Kasten yaralama (TCK m. 86) ve taksirle yaralama (TCK m. 89) suçları arasındaki temel ayrım manevi unsurdur. Kasten yaralamada fail, yaralama neticesini bilerek ve isteyerek hareket eder. Taksirle yaralamada ise fail, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı bir davranışla, istemediği ancak öngörebileceği (veya bilinçli taksirde öngördüğü) bir yaralama neticesine sebep olur. TCK m. 89/2 ve 3'teki ağırlaşmış neticeler (örn. duyulardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması, yüzde sabit iz, kemik kırılması), TCK m. 87'deki kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış halleriyle içerik olarak aynıdır. Ancak sorumluluğun doğumu farklıdır. Kasten yaralamada, failin en azından temel yaralama fiiline yönelik 'kastı' olmalıdır; ağır neticeden sorumlu olması için ise en azından 'taksirinin' bulunması yeterlidir (objektif sorumluluk yasağı gereği). Taksirle yaralamada ise, failin temel fiili de taksire dayalıdır. Fail, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı sonucunda, kastetmediği halde, bu ağır neticelerden birinin meydana gelmesinden sorumlu olur. Yani birinde temel fiil kasten, diğerinde taksirle işlenmekte, ancak her ikisinde de ağır neticeden sorumluluk için en azından taksir aranmaktadır.