Bir davacı, belirsiz alacak davası (HMK m. 107) olarak açtığı davada, yargılama sırasında alacak miktarı belirlendikten sonra talep sonucunu artırmamıştır. Mahkeme, bu durumda davacının başlangıçta talep ettiği asgari miktar üzerinden mi karar vermelidir, yoksa tespit edilen tüm alacak üzerinden mi? Bu durumun 'taleple bağlılık ilkesi' (HMK m. 26) açısından değerlendirmesi nedir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #181723

Bu durumda mahkeme, **davacının başlangıçta talep ettiği asgari miktar üzerinden** karar vermek zorundadır. Mahkemenin, tespit edilen tüm alacak üzerinden karar vermesi, 'taleple bağlılık ilkesi'nin (HMK m. 26) ihlali anlamına gelir ve bu durum tek başına bir bozma nedenidir. Belirsiz alacak davası, davacıya, yargılama sırasında alacak miktarı belirlendiğinde, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmadan **talep sonucunu artırma imkanı** tanıyan bir dava türüdür. Ancak bu, bir **imkandır, zorunluluk değildir**. Davacının bu haktan yararlanabilmesi için, alacak miktarı (genellikle bilirkişi raporuyla) belirlendikten sonra, mahkemeye bir dilekçe sunarak talep sonucunu (harcını da tamamlayarak) açıkça artırması gerekir. Eğer davacı, bu artırım talebinde bulunmazsa, mahkeme onun dava dilekçesindeki ilk talebiyle bağlı kalır. HMK m. 26/1, 'Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.' hükmünü amirdir. Davacı, talep sonucunu artırmayarak, aslında alacağının sadece dava dilekçesinde belirttiği kadarının hüküm altına alınmasını istemiş sayılır. Mahkemenin, davacının talebinden fazlasına hükmetmesi, 'ultra petita' (taleb-i aşan karar) yasağının ihlali olur. Davacı, bu durumda geri kalan alacağı için ayrı bir dava açma hakkını saklı tutmuş olabilir veya bu haktan feragat etmiş sayılabilir, ancak mahkeme onun yerine geçerek talep edilmeyen bir alacağa hükmedemez.