HMK m. 377/2'de, AİHM kararına dayalı yargılamanın iadesi talebi için öngörülen sürenin, 'ilama ilişkin zamanaşımı süresi kadar' olduğu belirtilmiştir. Bu hükmün, aynı maddenin birinci fıkrasındaki on yıllık objektif süreye göre getirdiği istisnanın amacı nedir? Bu 'ilama ilişkin zamanaşımı süresi' nasıl belirlenir?
Bu hükmün getirdiği istisnanın temel amacı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) ve AİHM kararlarının **iç hukuktaki etkinliğini (etki doğurmasını)** sağlamaktır. AİHM, bir yargılamada hak ihlali olduğuna karar verdiğinde, bu ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için en ideal yol, o yargılamanın yeniden yapılmasıdır. Eğer HMK m. 377/1'deki katı 10 yıllık süre bu durumda da aynen uygulansaydı, AİHM'nin 10 yıldan daha uzun süren bir yargılama sonunda verdiği ihlal kararlarının iç hukuka yansıması ve yargılamanın iadesi yoluyla giderilmesi imkansız hale gelirdi. Kanun koyucu, bu durumu önlemek ve AİHM kararlarını işlevsel kılmak için, bu özel halde 10 yıllık süreyi esneten ve daha uzun olabilen 'ilama ilişkin zamanaşımı süresi'ni kabul etmiştir. **'İlama ilişkin zamanaşımı süresi'nin Belirlenmesi:** Bu süre, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 156. maddesinde dolaylı olarak düzenlenmiştir. Buna göre, alacak bir mahkeme kararına (ilama) bağlanmışsa, yeni bir **on yıllık zamanaşımı süresi** işlemeye başlar. Dolayısıyla, HMK m. 377/2'de atıf yapılan süre, kural olarak **on yıldır**. Ancak bu on yıllık süre, HMK'daki 10 yıllık objektif süreden farklı olarak, **ilamın kesinleştiği tarihten itibaren** başlar ve TBK m. 154'teki sebeplerle (örneğin, borçlunun borcu ikrar etmesi, icra takibi yapılması) kesilip yeniden başlayabilir. Bu da sürenin, HMK'daki sabit 10 yıllık süreden daha uzun olabilmesine imkan tanır. Bu düzenleme, AİHM ihlal kararlarının gereğinin yerine getirilmesi için daha esnek ve uzun bir zaman dilimi sunmaktadır.