Bir ceza davasında verilen mahkumiyet hükmü, sanığın yokluğunda ve usulüne uygun olarak bildirdiği adresinde eşine tebliğ edilmiştir. Sanık, yasal temyiz süresi geçtikten sonra, 'eşim bana tebligatı geç bildirdi' gerekçesiyle eski hale getirme (CMK m. 40) talebinde bulunabilir mi? Bu durum 'kusuru olmaksızın bir süreyi geçirme' hali sayılır mı?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #181648

Bu durum, kural olarak 'kusuru olmaksızın bir süreyi geçirme' hali sayılmaz ve eski hale getirme talebinin reddedilmesi gerekir. Bunun hukuki gerekçesi şudur: Tebligat Kanunu'nun 16. maddesi, 'Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ, kendisi ile birlikte oturan aile efradından veya hizmetçilerinden birine yapılır.' hükmünü amirdir. Sanığın bildirdiği adreste birlikte oturan eşine yapılan tebligat, kanunen **doğrudan sanığın kendisine yapılmış gibi** geçerli ve usulüne uygun bir tebligattır. Bu andan itibaren yasal süreler işlemeye başlar. Eşin, tebligatı sanığa geç bildirmesi veya hiç bildirmemesi, tebligatın hukuki geçerliliğini etkilemez. Bu durum, sanık ile eşi arasındaki iç ilişkiyi ilgilendiren bir meseledir ve devlete veya mahkemeye karşı ileri sürülebilecek bir 'mücbir sebep' veya 'kusursuzluk' hali olarak kabul edilmez. Sanık, tebligat yapılabilecek bir adresi bildirmekle ve bu adrese gelen tebligatlardan haberdar olacak tedbirleri almakla yükümlüdür. Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2020/2069 E. sayılı kararında da, sanığın bildirdiği adreste eşine yapılan tebligatın usulüne uygun olduğu ve bu nedenle süresinde yapılmayan temyiz talebinin ve eski hale getirme isteminin reddedilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla, eşe yapılan usulüne uygun tebliğ, sanığın süreyi geçirmede kusurlu olduğu karinesini doğurur.