5237 sayılı TCK'nın 21. maddesinin gerekçesinde, kanuni tanımında 'bilerek' ifadesine yer verilmiş olan suçların sadece 'doğrudan kastla' işlenebileceği belirtilmiştir. Bu ilke ışığında, TCK m. 155'te düzenlenen 'güveni kötüye kullanma' suçunun olası kastla işlenip işlenemeyeceğini, suçun unsurlarını dikkate alarak tartışınız.
Güveni kötüye kullanma suçu (TCK m. 155), yapısı ve unsurları gereği kural olarak **doğrudan kastla** işlenebilen bir suçtur. Olası kastla işlenmesi teorik olarak oldukça zor ve istisnaidir. Bunun nedenleri şunlardır: Suçun maddi unsuru, 'zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunmak' veya 'bu devir olgusunu inkar etmek'tir. Bu hareketler, failin iradesinin belirli bir sonuca, yani devir amacını ihlal etmeye ve kendisine veya başkasına yarar sağlamaya yönelmesini gerektirir. - **Tasarrufta Bulunma:** Bir malı satmak, rehnetmek veya tüketmek gibi tasarruf işlemleri, failin bu sonucu bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesini gerektiren iradi eylemlerdir. Failin, 'sattığım mal başkasına ait olabilir, olursa olsun' gibi bir kayıtsızlıkla hareket etmesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Fail, malın başkasına ait olduğunu ve devir amacına aykırı davrandığını bilir ve bunu ister. - **Devir Olgusunu İnkar Etme:** İnkar, açık bir irade beyanıdır ve doğası gereği doğrudan kastı gerektirir. Bir olguyu 'olursa olsun' diyerek olası kastla inkar etmek mantıken mümkün değildir. TCK m. 21 gerekçesindeki 'bilerek' kelimesi bir ölçüttür. TCK m. 155'in metninde 'bilerek' kelimesi geçmese de, suçun yapısı (zilyetliğin devri amacını ihlal etme iradesi) doğrudan kastı zorunlu kılar. Fail, kendisine duyulan güvene ihanet ettiğinin bilincindedir ve bu bilinçle hareket eder. Neticenin gerçekleşmesini kabullenme (olası kast) değil, neticeyi bizzat isteme (doğrudan kast) söz konusudur. Bu nedenle, güveni kötüye kullanma suçunun olası kastla işlenmesi pratikte mümkün görünmemektedir.