5237 sayılı TCK m. 155/2'de düzenlenen hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu ile 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işçinin işverene sadakat borcu arasındaki ilişkiyi açıklayınız. İşçinin, işverene ait olup kendisine görevi gereği teslim edilen malzemeleri satarak kişisel menfaat temin etmesi, hem bir disiplin suçu hem de bir ceza suçu oluşturur mu? Bu durumda hangi hukuki süreçler işletilebilir?
TCK m. 155/2'deki hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçu ile İş Kanunu'ndan doğan işçinin sadakat borcu birbiriyle ilişkili ancak farklı hukuki alanlara ait kavramlardır. **İşçinin Sadakat Borcu (İş Hukuku):** 4857 sayılı İş Kanunu'nda açıkça düzenlenmemiş olsa da, iş sözleşmesinin doğasından kaynaklanan ve Yargıtay içtihatlarıyla kabul edilen temel bir borçtur. İşçinin, işverenin ve işyerinin çıkarlarını koruma, onlara zarar verecek davranışlardan kaçınma yükümlülüğünü ifade eder. Bu borcun ihlali, bir **disiplin suçu** oluşturur. **Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma (Ceza Hukuku):** Bu ise, işçinin 'hizmet ilişkisinin gereği olarak' kendisine tevdi ve teslim edilmiş işverene ait bir mal üzerinde, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunmasıyla (örneğin satması, zimmetine geçirmesi) oluşan bir **ceza suçudur**. Evet, işçinin kendisine teslim edilen malzemeleri satması hem disiplin suçu hem de ceza suçu oluşturur. Bu durumda şu hukuki süreçler işletilebilir: **1. İş Hukuku Süreci:** İşverenin bu durumu tespit etmesi halinde, işçinin bu davranışı, İş Kanunu m. 25/II-e bendinde yer alan 'işverenin güvenini kötüye kullanmak, ... doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunmak' kapsamına girer. Bu, işveren için **haklı nedenle derhal fesih** sebebidir. İşveren, bildirim sürelerine uymaksızın ve kıdem tazminatı ödemeksizin iş sözleşmesini feshedebilir. Ayrıca, bu eylem nedeniyle uğradığı zararın tazmini için işçiye karşı hukuk davası açabilir. **2. Ceza Hukuku Süreci:** İşveren, durumu Cumhuriyet Başsavcılığı'na bildirerek şikayetçi olabilir. TCK m. 155/2'deki suç, şikayete tabi olmadığından (nitelikli hal), işverenin şikayeti olmasa bile savcılık re'sen soruşturma başlatabilir. Yapılacak yargılama sonucunda işçinin suçlu bulunması halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve adli para cezası ile cezalandırılması gündeme gelir. Bu iki süreç birbirinden bağımsız olarak yürür. Ceza davasında verilen bir mahkumiyet kararı, işverenin feshinin haklılığını hukuk mahkemesinde güçlü bir delil haline getirir.