Anayasa'nın 19. ve 38. maddeleri ile AİHS'nin 5. maddesi, tutuklamanın bir ceza olmadığını, bir önlem olduğunu vurgular. Bu ilkenin, tutuklunun ceza infaz kurumundaki statüsüne ve haklarına yansıması nasıldır?
Tutuklamanın bir ceza değil, bir koruma tedbiri olması ve 'suçsuzluk karinesi' (Anayasa m. 38/4) ilkesi, tutuklunun ceza infaz kurumundaki statüsünü hükümlüden ayırır. Bu ilkenin temel yansımaları şunlardır: 1) Ayrı Yerde Barındırılma: Kural olarak, tutukluların hükümlülerden ayrı koğuşlarda veya bölümlerde, hatta mümkünse ayrı kurumlarda (tutukevi) barındırılması gerekir. Amaç, henüz suçu sabit olmayan bir kişinin hükümlülerin rejimine ve ortamına maruz kalmasını önlemektir. 2) Muamele Farklılığı: Tutukluya hükümlüymüş gibi muamele yapılamaz. Hakkında iyileştirme (ıslah) programları uygulanamaz, zorunlu olarak çalıştırılamaz. 3) Haklar: Tutuklunun, savunma hakkıyla bağlantılı olarak avukatıyla görüşme, yakınlarıyla iletişim kurma gibi hakları, soruşturmanın veya yargılamanın güvenliğini tehlikeye düşürmemek kaydıyla daha geniş olabilir. Özetle, tutukluluk süresince kişiye uygulanan rejim, bir cezalandırma değil, sadece kaçmasını ve delilleri karartmasını önlemeye yönelik bir tedbir olmalıdır. (Bkz. kadimhukuk.com.tr/makale/tutuklanirsam-haklarim-nelerdir/)