Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2012/4002 K. sayılı kararında, yeni doğan bebeğini bir çarşafa sararak çamaşır makinesinin arkasına bırakan ve bebeğin ölümüne neden olan annenin eylemi neden 'kasten öldürme' değil de, 'terk suçu neticesinde ölüm' olarak nitelendirilmiştir?
Kararda bu nitelendirmenin yapılmasının temel nedeni, sanığın 'öldürme kastının kesin olarak saptanamaması'dır. Kasten öldürme suçunun oluşabilmesi için failin, mağdurun ölmesini bilerek ve isteyerek hareket etmesi (doğrudan kast) veya ölüm neticesinin gerçekleşmesini öngörerek ve kabullenerek (olası kast) hareket etmesi gerekir. Olayda Yargıtay, sanığın eyleminin (çarşafa sarıp makine arkasına bırakma) doğrudan ölüme yönelik bir aktif hareketten çok, bir 'terk' eylemi olduğuna ve sanığın birincil amacının öldürmek değil, bebekten kurtulmak, yani onu 'terk etmek' olduğuna kanaat getirmiştir. Ölüm neticesi, bu terk eyleminin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu durumda, sanığın asıl kastı terk etmeye yönelik olduğundan, eylem TCK m. 97/2 (terk sonucu ölüm) kapsamında değerlendirilmiştir. Bu madde de failleri TCK m. 87/4'e (neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama sonucu ölüm) yolladığı için, sanığın bu hükme göre cezalandırılması gerektiği belirtilmiştir. Bu, kastın ispatındaki zorluklar karşısında mahkemenin daha lehe olan yorumu benimsediğini göstermektedir. (İlgili metin: avmehmetgenc.com/terk-sucu-ve-cezasi)