Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 2016/44 K. sayılı kararındaki karşı oyda, TCK m. 128'deki 'iddia ve savunma dokunulmazluğu'nun, bir sanığın kendisini savunurken işlemediğini bildiği bir suçu başkasına (katılana) isnat etmesi (iftira) eylemini hukuka uygun hale getirip getirmeyeceği nasıl tartışılmıştır?
Karşı oyda, iddia ve savunma dokunulmazlığının mutlak ve sınırsız bir hak olmadığı vurgulanmıştır. TCK m. 128'in uygulanabilmesi için, ileri sürülen isnatların ve olumsuz değerlendirmelerin 'gerçek ve somut vakıalara dayanması' ve 'görülmekte olan uyuşmazlıkla bağlantılı' olması gerektiği belirtilmiştir. Sanığın, kendisini aklamak için, suçsuz olduğunu bildiği halde katılanın sahte senet düzenlediğini ve kendisini tehdit ettiğini iddia etmesi, somut vakıalara dayanmayan ve savunma sınırını aşan bir eylemdir. Karşı oya göre, bu eylem TCK m. 267'deki iftira suçunun tüm unsurlarını taşımaktadır. TCK m. 128'in amacı, tarafların uyuşmazlıkla ilgili gerçekleri serbestçe dile getirmesini sağlamaktır; yalan beyanlarla başkalarına suç isnat etme özgürlüğü tanımak değildir. Bu nedenle, savunma hakkı adı altında işlenen iftira suçunun, TCK m. 128 kapsamındaki hukuka uygunluk nedeninden yararlanamayacağı ve sanığın iftira suçundan cezalandırılması gerektiği savunulmuştur. (İlgili metin: barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-121-dilekce-hakkinin-kullanilmasinin-engellenmesi-sucu.html)