Anayasa Mahkemesi'nin Bilal Celalettin Şaşmaz kararında, FETÖ/PDY üyeliği suçundan verilen mahkumiyet kararının Anayasa m. 38'deki 'suçların ve cezaların kanuniliği' ilkesini ihlal ettiğine karar verilmesinin temel gerekçesi nedir? Mahkeme, sanığın eylemlerini değerlendirirken 'öngörülebilirlik' unsurunu nasıl ele almıştır?
AYM'nin Bilal Celalettin Şaşmaz kararında 'suçların ve cezaların kanuniliği' ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesinin temel gerekçesi, mahkumiyete dayanak yapılan eylemlerin (sohbetlere katılma, örgüte müzahir sendikaya üyelik, HTS kayıtları) işlendiği tarihte, FETÖ/PDY'nin bir terör örgütü olduğunun sanık tarafından 'bilinip bilinemeyeceği' ve bu eylemlerin cezai sorumluluk doğuracağının 'öngörülebilir' olup olmadığıdır. Mahkeme, şu noktalara vurgu yapmıştır: 1) Sanığın, yapının nihai amacını ve yöntemlerini bilen üst düzey bir örgüt mensubu olduğu kanıtlanamamıştır. 2) Eylemlerin gerçekleştiği dönemde yapı, bir 'dini cemaat' veya 'sivil toplum örgütü' görünümündedir. 3) Sanığın bu yapının bir terör örgütü olduğundan haberdar olduğuna dair somut bir delil sunulmamıştır. AYM'ye göre, bir oluşumun terör örgütü olduğunu bilmeyen veya makul olarak bilmesi beklenemeyecek bir kişinin, o dönemde yasal ve sosyal olarak meşru görünen eylemleri nedeniyle sonradan 'terör örgütü üyeliği' gibi ağır bir suçtan cezalandırılması, ceza kanununun sanık aleyhine öngörülemez ve genişletici yorumlanması anlamına gelir. Bu durum, kişinin eyleminin sonuçlarını öngörebilmesini gerektiren 'belirlilik' ve 'öngörülebilirlik' ilkelerini ve dolayısıyla Anayasa m. 38'i ihlal etmektedir. (İlgili metin: sen.av.tr/tr/makale/anayasa-mahkemesinin-bilal-celalettin-sasmaz-karari)