Adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasında 'ölçülülük' ilkesi nasıl bir rol oynar? Bir şüpheli hakkında kaçma ve delil karartma riski bulunduğu varsayılsa bile, mahkemenin doğrudan 'konutu terk etmeme' tedbirine karar vermesi her zaman hukuka uygun mudur? AYM'nin Esra Özkan Özakça kararındaki yaklaşımını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #179905

Adli kontrol tedbirlerinin uygulanması, tutuklamaya alternatif olduğu için otomatik olarak ölçülü kabul edilemez. 'Ölçülülük' ilkesi, her bir adli kontrol tedbiri için ayrıca değerlendirilmelidir. CMK m. 109/3, yurt dışına çıkış yasağından belirli yerlere gitme yükümlülüğüne kadar birçok farklı ağırlıkta tedbir öngörmüştür. Bir şüpheli hakkında kaçma ve delil karartma riski olsa bile, mahkemenin doğrudan en ağır adli kontrol tedbirlerinden biri olan 'konutu terk etmeme' kararı vermesi ölçülülük ilkesine aykırı olabilir. AYM, Esra Özkan Özakça (GK, B. No: 2017/32052) kararında bu konuya dikkat çekmiştir. Kararda, 'temel hak ve özgürlüklere daha hafif etkide bulunan diğer adli kontrol yükümlülüklerinin ulaşılmak istenen meşru amaç bakımından yeterli olması halinde konutu terk etmeme tedbirine başvurulmamalıdır' denilmiştir. Yani mahkeme, daha hafif bir tedbirle (örneğin imza atma yükümlülüğü veya yurt dışı çıkış yasağı) aynı amaca ulaşılabiliyorsa, daha ağır olanı seçmemelidir. Bu, ölçülülük ilkesinin bir gereğidir. (İlgili metin: sen.av.tr/tr/makale/adli-kontrol-tedbirinin-kuvvetli-suc-süphesine-dayanmasi-zorunlu-mudur.html)