Anayasa Mahkemesi'nin 10/11/2022 tarihli kararında, Anayasa'nın 36. maddesinde özel sınırlama nedeni düzenlenmemiş olmasına rağmen adil yargılanma hakkının 'hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu düşünülemez' yorumunu nasıl yapmıştır? Bu yorumun, temel hak ve özgürlüklerin doğası ve sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkelerle ilişkisini tartışınız.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkı için özel bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmasına rağmen, bu hakkın 'hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu düşünülemez' yorumunu yapmıştır ( Madde V, paragraf 73). Bu yorum, temel hak ve özgürlüklerin doğası gereği mutlak olmadığını, yani sınırlanabileceğini kabul eden genel Anayasa hukuku ilkeleriyle uyumludur. Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176; AYM, E.2014/177, K.2015/49). Adil yargılanma hakkı, niteliği gereği devletin düzenleme yapmasını gerektiren bir haktır; yargı teşkilatının kurulması ve yargılama usullerinin belirlenmesi gibi düzenlemeler bu hakkın kullanımı için zorunludur. Devletin bu düzenleme yetkisini haiz olduğu alanlarda, belli ölçüde takdir yetkisine sahip olduğu ve bu yetki çerçevesinde sınırlamalar getirebileceği kabul edilir. Ancak bu sınırlamalar, Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara (kanuna dayanma, meşru amaç, ölçülülük) uygun olmalıdır. Dolayısıyla, adil yargılanma hakkına yönelik sınırlamalar getirilirken kanun koyucuyu bağlayan belli bir meşru amaçlar listesi bulunmamakla birlikte, bu takdir yetkisi Anayasa Mahkemesi'nin denetimine tabidir.