TCK Madde 61'de düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi süreçlerinde, 'cezanın şahsiliği' ilkesinin rolünü tartışınız. Özellikle, sanığın adli sicil kaydının (sabit veya mükerrir olması) temel cezanın belirlenmesinde doğrudan bir kriter olup olmadığını, yoksa infaz rejimine mi (örn: TCK 58) etki ettiğini Yargıtay kararları ışığında açıklayınız.
Cezanın şahsiliği ilkesi, ceza hukukunun temel prensiplerinden olup, cezanın doğrudan suçu işleyen kişiye özgülenmesini ve failin kişisel özelliklerinin, fiile katılım derecesinin ve kusurunun ceza miktarında adil bir şekilde yansıtılmasını gerektirir. TCK Madde 61, cezanın bireyselleştirilmesi ile bu ilkeyi hayata geçirmeyi amaçlar. Yargıtay içtihadına göre (örn: Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/622 K.), sanığın adli sicil kaydındaki hükümlülükleri (sabit veya mükerrir olması), TCK 61/1'de temel cezanın belirlenmesinde doğrudan bir kriter olarak sayılamaz. Sanığın 'suç işlemekten çekinmemesi' veya 'suç işlemekteki ısrarı' gibi ifadelerle temel cezanın alt sınırdan uzaklaştırılarak belirlenmesi doğru değildir; zira bunlar, her bir suçun ayrı ayrı cezalandırılması ilkesiyle çelişir ve mükerrer değerlendirme yasağını ihlal edebilir (Barandogan.av.tr/blog/mevzuat/tck-madde-61-cezanin-belirlenmesi.html, Ceza Genel Kurulu - Karar: 2019/622). Sanığın sabıkalı olması veya mükerrir olması durumu, temel cezanın belirlenmesinden ziyade, TCK 58. maddesi uyarınca 'mükerrirlere özgü infaz rejimi'nin uygulanıp uygulanmayacağına etki eder. Bu rejim, cezanın infazının daha sıkı koşullarda gerçekleşmesini sağlar ve cezanın şahsiliğini, suçlunun kişisel tehlikeliliğini ve yeniden suç işleme eğilimini infaz aşamasında dikkate alarak yansıtır. Dolayısıyla, adli sicil kaydı, cezanın miktarının belirlenmesinde değil, infaz şeklinin belirlenmesinde rol oynar.