Anayasa Mahkemesi'nin Danıştay üyelerinin görevine kanunla son verilmesini incelediği kararda, 'adil yargılanma hakkı'nın 'medeni hak' boyutunun kamu görevlileri için nasıl yorumlandığını ve bu yorumun AİHM içtihadıyla (örn: Vilko E. - Finlandiya; Sürmeli - Almanya kararları) paralelliklerini tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #178796

Anayasa Mahkemesi, Danıştay üyeliği görevinin kanunla sona erdirilmesi işleminin başvurucunun 'medeni haklarını' etkilediği ve Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamında kaldığı sonucuna varmıştır ( Madde V, paragraf 52). Bu yorum, kamu görevlileri ve devlet arasındaki ilişkinin her zaman medeni hak niteliği taşımayabileceği ancak istisnai de olsa taşıyabileceği kabulüne dayanır. Mahkeme, hâkimlik teminatının Danıştay üyelerine görevlerine keyfî olarak son verilmesine karşı koruma sağladığını ve bunun anayasal bir temeli olduğunu belirtmiştir ( Madde V, paragraf 46). Bu yorum, AİHM içtihadıyla paralellik gösterir. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamına giren 'medeni hak ve yükümlülükler' kavramını özerk bir şekilde yorumlamıştır ve kamu görevlilerinin istihdam ilişkilerini de belirli koşullarda bu kapsama alabilmektedir. AİHM, Vilko E. - Finlandiya (2007) ve Sürmeli - Almanya (2006) gibi kararlarında, temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kimselere 'etkili bir başvuru yapma hakkı' tanınması zorunluluğunu vurgulamış ve bu başvuru yolunun 'hem teoride, hem pratikte erişilebilir, yeterli ve etkili olması' gerektiğini belirtmiştir (Barandogan.av.tr/blog/mevzuat/cmk-madde-173.html, Ceza Genel Kurulu - Karar: 2018/643). AYM'nin, Danıştay üyeliğine kanunla son verilmesinin yargısal denetim dışında bırakılmasının haklı bir sebebe dayanmadığını kabul etmesi, bu AİHM ilkeleriyle uyumlu bir yaklaşımdır; zira hak ihlali iddiasının yargısal denetimden uzak tutulması, etkili başvuru hakkını zedeleyecektir.