Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuruda ileri sürülen iddiaları değerlendirirken 'olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder' ilkesinin önemi nedir? Başvurucunun Bakanlık görüşüne karşı beyanında daha önce belirtmediği hak ihlallerini (ifade özgürlüğü, etkili başvuru hakkı, ayrımcılık yasağı) ileri sürmesine Anayasa Mahkemesi neden itibar etmemiştir?
Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruda 'olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder' ilkesi ( Madde V, paragraf 33, Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16) gereğince, başvurucunun iddialarını kendi hukuki bilgisi ve içtihadı çerçevesinde en uygun hak ve özgürlük kapsamında inceleme yetkisine sahiptir. Bu ilke, başvurucunun hukuki bilgisinin yetersizliğinden kaynaklanabilecek yanlış nitelendirmelerin başvurunun reddine yol açmasını engeller ve başvurunun özünün incelenmesini sağlar. Başvurucunun Bakanlık görüşüne karşı beyanında, bireysel başvuru formunda öz itibarıyla dahi olsa ileri sürmediği ifade özgürlüğü, etkili başvuru hakkı ve ifade özgürlüğüyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına Anayasa Mahkemesi itibar etmemiştir ( Madde V, paragraf 34). Bunun nedeni, bireysel başvuru sürecinin belirli usul kurallarına tabi olmasıdır. Bireysel başvurunun amacı, Anayasa Mahkemesi'nin ihlal iddialarını başvuru dilekçesinde belirtilen somut olay ve olgular çerçevesinde incelemesidir. Başvuru formunda belirtilmeyen veya yeterince açıklanmayan yeni iddiaların daha sonraki aşamalarda ileri sürülmesi, yargılamanın kapsamını belirsizleştirir ve karşı tarafın savunma hakkını kısıtlayabilir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuru formunda belirtilen ve incelenebilecek kapsamda olan iddialarla sınırlı kalmayı tercih etmiştir.