Anayasa Mahkemesi'nin 'medeni hak ve yükümlülükler' kavramının adil yargılanma hakkı (AYM 36) kapsamındaki yorumunu, kamu görevlileri ile devlet arasındaki ilişkinin 'medeni hak' niteliği taşıyıp taşımaması tartışması üzerinden değerlendiriniz. Özellikle, yargı mensuplarının 'güven ve sadakat' ilişkisinin bu konudaki farklılığını açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #178764

Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihadına göre, Anayasa Madde 36'daki adil yargılanma hakkı, bir kimsenin 'medeni hak ve yükümlülüklerinin' karara bağlanmasıyla ilgili yargılamalarda da uygulanır ( Madde V, paragraf 37, 38). Kamu görevlileri ile devlet arasındaki ilişkinin her zaman medeni hak niteliği taşımadığı belirtilmekle birlikte, kamu çalışanlarına tanınan hak ve ayrıcalıkların kural olarak medeni nitelikte olduğu vurgulanır. Ancak, istisnai olarak bu hakların medeni hak kapsamında değerlendirilmemesi için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir: Hakkın mahkemelerde dava konusu edilemez nitelikte olması ve dava yolunun kapatılmasının kamu gücünün kullanımıyla ilgili haklı bir nedene (kamu görevlisi ile devlet arasındaki güven ve sadakat ilişkisi) dayanması ( Madde V, paragraf 42, 43). Yargı mensupları özelinde ise, Mahkeme, yargı bağımsızlığı nedeniyle bu 'güven ve sadakat' ilişkisinin diğer kamu görevlilerinden farklı olduğunu belirtmiştir. Yargı mensuplarından beklenen sadakat, devletin diğer organlarına değil, Anayasa'ya, hukuk devletine ve demokrasiye yöneliktir. Dolayısıyla, Danıştay üyeliğinin sona erdirilmesi gibi bir işlemin, bu kişilerin özel güven ve sadakat bağını tartışmaya açmayacağı ve yargı denetimi dışında bırakılmasının haklı bir sebebi olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenle, Danıştay üyeliğinin sona erdirilmesi işlemi, adil yargılanma hakkı kapsamında medeni hakları etkileyen bir işlem olarak kabul edilmiştir ( Madde V, paragraf 50, 51, 52).