Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvuruya konu müdahalenin 'gereklilik' ve 'elverişlilik' kriterlerini taşıdığı sonucuna ulaşırken, 'hukuki ve fiilî zorunluluklar' kavramını nasıl yorumladığını ve bu yorumun yargı bağımsızlığına etkisini değerlendiriniz. Karşıoy gerekçeleri bu yorumu hangi açılardan eleştirmektedir?
Anayasa Mahkemesi çoğunluğu, Danıştay üyeliğine son verilmesini, istinaf sisteminin faaliyete geçmesiyle Yargıtay ve Danıştay dairelerinin ve üyelerinin sayısının azaltılmasıyla ortaya çıkan 'üye fazlalığının ilk iki derecede değerlendirilmesini sağlama' amacına dayanan bir 'yapısal değişikliğin hukuki ve fiilî zorunlu sonucu' olarak kabul etmiştir ( Madde V, paragraf 81, 86). Bu bağlamda, yargı sisteminde yapılan köklü değişikliğin (iki dereceli sistemden üç dereceli istinaf sistemine geçiş) ve bunun getirdiği iş yükü azalmasının, üye sayısının yeniden belirlenmesini ve mevcut üyelerin görevinin sonlandırılmasını gerekli ve elverişli kıldığı sonucuna varılmıştır. Çoğunluk, bu durumun yargı bağımsızlığına aykırı olmadığını, çünkü mevcut üyelerin yargılama faaliyetleriyle veya verdikleri kararlarla bir ilgisi bulunmadığını belirtmiştir ( Madde V, paragraf 71). Karşıoy gerekçeleri ise, bu 'yapısal değişiklik' ve 'hukuki ve fiilî zorunluluk' argümanlarının, üyelerin görevlerine kanunla son vermeyi haklı kılacak düzeyde olmadığını ileri sürmüştür. Başkan Zühtü ARSLAN, böyle bir müdahalenin hukuk devletini, yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerini zedelediğini ifade etmiştir ( Karşıoy, Başkan Zühtü ARSLAN, paragraf 5). Üye Engin YILDIRIM, bu düzenlemenin öngörülebilirlik taşımadığını ve hâkimlik teminatını etkisiz kıldığını belirtmiştir ( Karşıoy, Üye Engin YILDIRIM, paragraf 17). Karşıoy sahipleri, yargının yeniden yapılandırılması gerekçesinin, yüksek yargı mensuplarının görev güvencelerini tamamen ortadan kaldırmaması gerektiğini vurgulamaktadır.