Bir siyasi deklarasyonda 1921 Anayasası'nın 'nispeten kapsayıcı' olduğunun vurgulanıp, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu anayasası olan 1924 Anayasası'na değinilmemesi, yazar tarafından hangi potansiyel tehlikeler açısından eleştirilmektedir?
Yazar, bu durumu birkaç açıdan eleştirmektedir: 1) Devletin Niteliklerinin Tartışmaya Açılması: 1921 Anayasası Kurtuluş Savaşı koşullarında hazırlanmış geçici bir anayasadır ve devletin dininin İslam olduğunu belirtir, kuvvetler birliğini esas alır ve 'vilayet esaslı federatif yapı benzeri' bir yönetim öngörür. Yazara göre, bu anayasaya atıf yapmak, Türkiye Cumhuriyeti'nin 1924 Anayasası ve sonraki anayasalarla pekiştirilen üniter, laik yapısı ve kuvvetler ayrılığı gibi temel niteliklerini tartışmaya açma riski taşır. 2) Kimlik Tartışması: 1921 Anayasası'nda 'Türk Milleti' ve 'Türkiye Cumhuriyeti' ibareleri bulunmaz. Bu anayasanın 'kapsayıcılığına' yapılan vurgu, yazar tarafından anayasal vatandaşlık ve 'Türkiyelilik' gibi kavramlar üzerinden milli kimliği aşındırma çabası olarak görülmektedir. 3) Kuruluş Felsefesinden Uzaklaşma: Yazar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesinin, Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları tarafından hazırlanan ve 1937'deki değişiklikle son halini alan 1924 Anayasası'nda somutlaştığını, 1921 Anayasası'na yapılan seçici bir referansın bu felsefeden uzaklaşma anlamına geleceğini savunmaktadır. (Kaynak: sen.av.tr)