CMK m. 141/4'e göre Devlet, haksız koruma tedbiri nedeniyle ödediği tazminatı, 'görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan' hakim ve Cumhuriyet savcılarına bir yıl içinde rücu eder. Buradaki 'görevini kötüye kullanma' ifadesi, TCK m. 257'deki 'görevi kötüye kullanma' suçu ile aynı anlama mı gelir? Yoksa daha geniş bir hukuki sorumluluğu mu ifade eder?
Hayır, aynı anlama gelmez; daha geniş bir hukuki sorumluluğu ifade eder. CMK m. 141/4'teki rücu sorumluluğu için aranan 'görevini kötüye kullanma', ceza hukuku anlamında bir suçun varlığını zorunlu kılmaz. Yani, hakimin veya savcının rücuen sorumlu tutulabilmesi için hakkında TCK m. 257'den bir mahkumiyet kararı verilmiş olması şart değildir. Buradaki 'görevini kötüye kullanma' kavramı, bir 'hukuki sorumluluk' hali olarak anlaşılmalıdır. Bu, hakimin veya savcının, koruma tedbirine karar verirken veya uygularken, kanunun aradığı şartları (kuvvetli şüphe, tutuklama nedenleri vb.) değerlendirmede açık ve ağır bir ihmal veya keyfilik göstermesi, objektif özen yükümlülüğünü bariz bir şekilde ihlal etmesi anlamına gelir. Yani, bir takdir hatası veya basit bir usul hatası rücu için yeterli değilken, dosyadaki delillere açıkça aykırı, gerekçesiz veya kanunu bariz bir şekilde yanlış yorumlayarak verilen bir tutuklama kararı, görev gereklerine aykırı hareket olarak kabul edilebilir. Dolayısıyla, bu kavram ceza hukuku sorumluluğundan daha geniştir ve hukuki (tazminat) sorumluluğu ifade eder. Devlet, hakim veya savcının eyleminin TCK m. 257 kapsamında bir suç oluşturup oluşturmadığına bakmaksızın, ağır bir hizmet kusuru tespit ederse rücu davası açabilir.