Usuli kazanılmış hak ilkesinin istisnalarından olan 'kamu düzeni' kavramı, uygulamada nasıl bir çerçeveye oturtulmaktadır? 'Hukuki istikrarın sağlanması' amacı taşıyan usuli kazanılmış hak ilkesinin kendisinin de kamu düzeninden sayılması karşısında, bu iki 'kamu düzeni' anlayışı nasıl birbiriyle ilişkilendirilmelidir?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #175390

Usuli kazanılmış hak ilkesinin istisnası olan 'kamu düzeni', genel ve soyut bir kavram olmayıp, Yargıtay içtihatlarıyla belirli ve somut konularla sınırlandırılmıştır. Metinde de belirtildiği gibi, bu konular başlıca; mahkemenin 'görevi', 'hak düşürücü süreler', 'kesin hüküm' itirazı ve 'harç' gibi, davanın her aşamasında mahkemece re'sen gözetilmesi gereken, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği temel usul kurallarıdır. Bu konular, adil ve düzenli bir yargılamanın vazgeçilmez unsurları olarak kabul edildiği için, usuli kazanılmış haktan daha üstün bir hukuki değere sahip görülürler. 'Usuli kazanılmış hak ilkesinin kendisinin kamu düzeninden sayılması' ile 'kamu düzenine ilişkin konuların bu ilkeye istisna oluşturması' arasında diyalektik bir ilişki vardır. İlk ifade, ilkenin genel amacını ve önemini vurgular: Usuli kazanılmış hak, davaların sürüncemede kalmasını önleyerek, mahkeme kararlarına güveni sağlayarak ve hukuki istikrarı tesis ederek genel anlamda 'kamu düzenine' hizmet eder. İkinci ifade ise, bu genel kuralın uygulanmasının, daha özel ve temel bir kamu düzeni kuralını (görev, kesin hüküm vb.) ihlal edeceği durumlarda, özel olanın genel olana üstün geleceğini belirtir. Yani, hukuki istikrar (usuli kazanılmış hak) önemlidir, ancak bu istikrar, mahkemenin görevsiz bir davaya bakması veya kesinleşmiş bir hükmü görmezden gelmesi gibi daha temel bir usul hatasını meşrulaştıramaz. Bu durumda, daha temel olan kamu düzeni kuralı, usuli kazanılmış hakkı bertaraf eder.