Yağma suçunda (TCK m. 148), mağdurun beyanı dışında başka hiçbir delil (kamera kaydı, tanık, parmak izi vb.) yoksa, sanığın sadece mağdurun soyut ve çelişkisiz beyanına dayanılarak mahkum edilmesi, 'şüpheden sanık yararlanır' (in dubio pro reo) ilkesi açısından mümkün müdür? Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımı nasıldır?
Bu durum, ceza muhakemesinin en hassas konularından biridir. Kural olarak, ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır ve bir mahkumiyet kararı, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillere dayanmalıdır. 'Şüpheden sanık yararlanır' ilkesi, ispat konusunda ortaya çıkan makul bir şüphenin, sanık lehine yorumlanmasını gerektirir. Yargıtay'ın yaklaşımı somut olayın özelliklerine göre değişmekle birlikte, genel eğilim şöyledir: Eğer mağdurun beyanı, olayın başından sonuna kadar tutarlı, hayatın olağan akışına uygun, kendi içinde çelişkisiz ve sanığı suçlamak için makul bir neden (husumet vb.) taşımıyorsa, Yargıtay bazı durumlarda bu beyanı tek başına mahkumiyet için yeterli görebilmektedir. Özellikle tanığı veya başka delili olmayan suçlarda (cinsel suçlar, yağma gibi) mağdurun beyanına daha fazla önem atfedilmektedir. Ancak, mağdurun beyanında en ufak bir çelişki, abartı veya mantıksızlık varsa ya da sanığı suçlamak için bir neden (örneğin aralarında husumet olması) tespit edilirse, bu beyan tek başına mahkumiyet için yeterli kabul edilmez ve başka yan delillerle (HTS kayıtları, tanık beyanları, sanığın savunmasındaki çelişkiler vb.) desteklenmesi aranır. Desteklenemiyorsa, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilir. Yani, tek başına mağdur beyanı ile mahkumiyet istisnai olup, beyanın çok güçlü ve sarsılmaz nitelikte olmasına bağlıdır.