Hukuki bir ilişkiye dayanan alacağını tahsil etmek amacıyla cebir veya tehdit kullanan kişi hakkında TCK m. 150/1 uyarınca sadece tehdit veya kasten yaralama suçlarından hüküm kurulur. Peki, bu kişinin kullandığı cebir, kasten yaralama suçunun 'basit' halini aşar ve 'neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama' (TCK m. 87) boyutuna varırsa, TCK m. 150/1 yine de uygulanabilir mi?
Bu konu doktrin ve Yargıtay kararlarında tartışmalıdır. TCK m. 150/1, 'tehdit veya kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır' diyerek genel bir ifade kullanmıştır. Bir görüşe göre, kanun maddesi 'kasten yaralama' suçu arasında bir ayrım yapmadığı için, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (TCK m. 87) dahil olmak üzere kasten yaralamanın tüm halleri bu kapsamdadır. Dolayısıyla, fail ne kadar ağır bir yaralamaya sebep olursa olsun, eğer amacı hukuki bir alacağı tahsil etmekse, yağmadan değil sadece TCK m. 87'den sorumlu tutulmalıdır. Ancak Yargıtay'ın ve doktrindeki baskın görüşün eğilimi, bu durumda TCK m. 150/1'in uygulanamayacağı yönündedir. Bu görüşe göre, TCK m. 150/1'in amacı, alacak hakkının tahsili sırasındaki orantısız güç kullanımını yağma suçu gibi ağır bir yaptırımdan kurtarmaktır. Ancak kullanılan cebir, basit bir yaralamanın ötesine geçip, kişinin vücut bütünlüğüne karşı çok ciddi bir saldırı halini aldığında (örneğin kemik kırığı, organ kaybı, hayati tehlike), artık fiilin haksızlık içeriği, alacak tahsili amacını aşan ve yağma suçunun haksızlığına yaklaşan bir boyuta ulaşır. Bu durumda, 'orantılılık' ve 'hakkın kötüye kullanılması' ilkeleri gereği TCK m. 150/1'deki özel indirim sebebinden yararlanılamayacağı ve failin eyleminin, somut olayın koşullarına göre, tamamlanmış veya teşebbüs aşamasında kalmış yağma suçu olarak değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.