Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, bir kişinin 'hukuki bir ilişkiye dayanan alacağını tahsil amacıyla' tehdit veya cebir kullanması durumunda TCK m. 150/1 uyarınca yağma suçundan ceza verilemez. Bu kuralın uygulanabilmesi için, failin dayandığı 'alacağın' hukuken ne gibi nitelikler taşıması gerekir? Kumar veya bahisten doğan bir alacağın tahsili için cebir kullanılması halinde, fail bu indirimden yararlanabilir mi?
TCK m. 150/1'de düzenlenen daha az cezayı gerektiren halin uygulanabilmesi için, failin eyleminin temelinde 'hukuki bir ilişkiye dayanan' bir alacağın bulunması şarttır. Yargıtay'ın bu hükmü uygularken aradığı temel kriter, alacağın hukuken 'meşru' ve 'talep edilebilir' bir alacak olmasıdır. Yani, alacak, kanun tarafından korunan ve bir dava yoluyla mahkemeler önünde ileri sürülebilen nitelikte bir alacak olmalıdır. Bu çerçevede, kumar veya yasa dışı bahisten doğan bir alacak, TCK m. 150/1 kapsamında 'hukuki bir ilişkiye dayanan alacak' olarak kabul edilemez. Çünkü 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 604. maddesi, 'Kumar ve bahisten doğan alacak hakkında dava açılamaz ve takip yapılamaz' hükmünü amirdir. Kanunun 'eksik borç' olarak nitelendirdiği, dava ve takip hakkı tanımadığı bir alacağın tahsili için cebir veya tehdit kullanılması, faili TCK m. 150/1'deki indirimden yararlandırmaz. Bu durumda failin amacı, hukuken korunan bir hakkı elde etmek değil, hukuken himaye görmeyen bir menfaati zorla sağlamaktır. Bu da eylemin, 'haksız bir yarar sağlama' amacını taşıdığı ve dolayısıyla TCK m. 148'deki yağma suçunun unsurlarını oluşturduğu anlamına gelir. Dolayısıyla fail, yağma suçundan tam ceza alır (oner.av.tr/yagma-sucu-ve-cezasi/).