6306 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikle, riskli yapıların yıkımı için hak sahiplerine verilen 90 günlük sürenin 'hem tahliye hem de yıkım için' verileceği ve 'ayrı ayrı bildirim yapılmasının öngörülmediği' belirtilmiştir. Bu birleşik sürenin, maliklerin ve kiracıların haklarını kullanma ve organize olma süreçleri üzerindeki pratik etkilerini ve potansiyel olarak yaratabileceği mağduriyetleri tartışınız.
6306 sayılı Kanun'da yapılan yeni düzenleme, riskli olduğu tespit edilen bir yapının boşaltılması ve yıkılması için hak sahiplerine tanınan süreyi birleştirmiş ve 'en fazla 90 günlük' tek bir süre öngörmüştür. Bu süre hem tahliye hem de yıkım için geçerlidir ve ayrı ayrı bildirim yapılmayacaktır. Bu düzenlemenin temel amacı, kentsel dönüşüm süreçlerini hızlandırmak ve bürokrasiyi azaltmaktır. Ancak bu birleşik ve nispeten kısa süre, hak sahipleri (malikler ve kiracılar) açısından önemli pratik zorluklar ve potansiyel mağduriyetler yaratabilir. 1) Malikler Açısından: 90 gün, bir binanın tüm sakinlerinin tahliyesi, yeni bir müteahhitle anlaşılması, proje çizdirilmesi, ruhsat başvurularının yapılması ve yıkımın organize edilmesi gibi karmaşık ve çok aktörlü bir süreç için oldukça kısıtlı bir süredir. Özellikle çok sayıda malikin bulunduğu binalarda anlaşma sağlanması ve bu işlemlerin 90 gün içinde tamamlanması pratikte çok zordur. Bu durum, malikleri idarenin veya belirli müteahhitlerin dayattığı şartları kabul etmeye zorlayabilir. 2) Kiracılar Açısından: Kiracılar için ise durum daha da zordur. Tahliye için kendilerine tanınan sürenin ne kadar olduğu belirsizleşmektedir. Maliklerin anlaşma ve organizasyon süreci, 90 günlük sürenin büyük bir kısmını tüketebilir ve kiracılara yeni bir konut bulup taşınmaları için çok az bir zaman kalabilir. Bu durum, kiracıların barınma hakkını tehlikeye atma ve ani bir şekilde konutsuz kalma riski yaratma potansiyeli taşımaktadır (kadimhukuk.com.tr/makale/kentsel-donusum-yasasi/).