Şüphelinin/sanığın 'susma hakkı'nı kullanması, aleyhine bir 'delil karinesi' veya 'suçluluk karinesi' olarak yorumlanabilir mi? Bu durumun 'zımni ikrar' sayılıp sayılamayacağını, masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı ilkeleri çerçevesinde tartışınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #175074

Hayır, şüphelinin veya sanığın Anayasa ve CMK tarafından güvence altına alınan 'susma hakkı'nı kullanması, hiçbir şekilde aleyhine bir delil veya suçluluk karinesi olarak yorumlanamaz. Susma hakkının kullanılması, zımni bir ikrar (suçu kabul etme) olarak da değerlendirilemez. Bu yaklaşımın temelinde ceza muhakemesinin en temel ilkeleri yatar: 1) Masumiyet Karinesi (Anayasa m. 38/4, AİHS m. 6/2): 'Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.' Bu ilke gereğince, ispat yükü iddia makamındadır. Sanık, masum olduğunu ispatlamakla yükümlü değildir. Dolayısıyla, sanığın susması, onun masumiyet karinesini ortadan kaldırmaz ve ispat yükünü tersine çevirmez. 2) Kendini Suçlamama ve Zorla Konuşturulmama Hakkı: Adil yargılanma hakkının bir uzantısı olan bu ilke, hiç kimsenin kendisini veya kanunda gösterilen yakınlarını suçlayıcı bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamayacağını ifade eder. Susma hakkı, bu ilkenin en somut güvencesidir. Sanığın susması, hukuki bir hakkın kullanımıdır ve bir hakkın kullanılması, kişinin aleyhine yorumlanamaz. Sanığın susmasının birçok nedeni olabilir (örneğin, başkasını ele vermemek, şokta olmak, avukatını beklemek, stratejik bir savunma tercihi vb.). Bu nedenle, susmasından yola çıkarak suçluluğuna dair bir sonuç çıkarmak, adil yargılanma ve hukuk devleti ilkelerine temelden aykırı olur (avmehmetgenc.com).