Türk Medeni Kanunu'nun 605/2. maddesinde yer alan 'Ölümü halinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli... ise, miras reddedilmiş sayılır' hükmü, bir 'karine' midir yoksa bir 'varsayım' mıdır? Bu hukuki nitelemenin, mirasçıların mirası kabul etme iradelerini beyan etmeleri (TMK m. 610) üzerindeki etkisini açıklayınız.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #175050

TMK m. 605/2'de düzenlenen, mirasbırakanın ölümünde ödemeden aczinin açıkça belli olması halinde mirasın reddedilmiş sayılması, bir 'yasal karine'dir. Bu bir varsayım (faraziye) değildir. Çünkü varsayım, aksi ispat edilemeyen bir hukuki durumu ifade ederken, karine aksi ispat edilebilen bir durumu ifade eder. Buradaki karine, 'ölenin pasifi aktifinden fazla ise, hayat tecrübelerine göre mirasçıların bu mirası reddedeceği' varsayımına dayanır ve kanun koyucu bu durumda mirasçıları, mirası reddetmek için ayrıca bir irade beyanında bulunma külfetinden kurtarmıştır. Ancak bu karine, çürütülebilir (adi) bir karinedir. Mirasçılar, terekenin borca batık olmasına rağmen, mirası kabul etmek isteyebilirler. Eğer bir mirasçı, TMK m. 610/2'de belirtildiği gibi, ret süresi sona ermeden tereke işlerine karışır, terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan veya mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapar ya da tereke mallarını gizler veya kendisine mal ederse, bu davranışlarıyla mirası zımnen kabul etmiş olur. Bu durumda, TMK m. 605/2'deki hükmen ret karinesi ortadan kalkar ve mirasçı, terekenin borçlarından kişisel malvarlığıyla sorumlu hale gelir. Dolayısıyla, hükmen ret, mirasçının açık veya zımni bir kabul beyanında bulunmaması şartıyla geçerlidir (zulkufarslan.av.tr).