6 Şubat depremleri sonrası İYUK'a eklenen Ek 11. madde ile getirilen ivedi yargılama usulünde, 'Tam yargı ve iptal davası bir arada görülmez, önceden birlikte açılmışlarsa ayrılır' hükmü getirilmiştir. Bu düzenlemenin amacını ve idari yargıdaki klasik 'tam yargı davası ile birlikte iptal davası açılabilmesi' (İYUK m. 12) kuralından sapmanın pratik sonuçlarını analiz ediniz.
İYUK m. 12, hakları bir idari işlemden dolayı ihlal edilenlerin, bu işlemin iptalini ve bu işlemden doğan zararlarının tazminini (tam yargı) aynı dava dilekçesiyle isteyebilmelerine olanak tanır. Bu, usul ekonomisi açısından önemli bir kolaylıktır. Ancak, 6 Şubat depremleri sonrası hasar tespit raporlarına karşı açılan davalar için getirilen özel ve ivedi yargılama usulünü düzenleyen Ek 11. madde, bu kurala bir istisna getirerek tam yargı ve iptal davalarının bir arada görülemeyeceğini, açılmışsa ayrılacağını hükme bağlamıştır. Bu düzenlemenin temel amacı, yargılama sürecini azami ölçüde hızlandırmaktır. İptal davaları, genellikle idari işlemin hukuka uygunluğunun denetimiyle sınırlıdır ve daha hızlı sonuçlanabilir. Tam yargı davaları ise, zararın tespiti, nedensellik bağının kurulması, kusur oranlarının belirlenmesi gibi daha karmaşık ve genellikle bilirkişi incelemesi gerektiren süreçleri içerir. Kanun koyucu, hasar tespit raporlarının (ağır, orta, az hasarlı gibi) hukuki statüsünün bir an önce netleşmesini, binaların yıkılıp yıkılmayacağı veya güçlendirilip güçlendirilmeyeceği gibi acil kararların alınabilmesini sağlamak için, daha uzun sürebilecek olan tazminat taleplerinin bu süreci yavaşlatmasını engellemek istemiştir. Pratik sonucu, hak sahiplerinin öncelikle hasar tespit raporunun iptali için dava açmaları, bu dava lehlerine sonuçlandıktan sonra uğradıkları zararlar için ayrıca bir tam yargı davası açmaları gerekliliğidir (kadimhukuk.com.tr/makale/kentsel-donusum-yasasi/).