Şüphelinin kollukta müdafi hazır olmaksızın verdiği ikrar beyanının, daha sonra hâkim veya mahkeme huzurunda doğrulanmaması halinde delil değeri nedir? Bu durumun ceza muhakemesi hukukundaki yansımalarını, 'mutlak delil yasağı' kavramı ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yaklaşımı çerçevesinde izah ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #175009

Şüphelinin kollukta (emniyet veya jandarma) müdafi (avukat) hazır bulunmaksızın verdiği ifade, sonradan hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli/sanık tarafından özgür iradesiyle doğrulanmadıkça delil değeri taşımaz ve hükme esas alınamaz. Bu kural, CMK m. 148/4'te açıkça düzenlenmiştir. Bu durum, doktrinde 'mutlak delil yasağı' olarak adlandırılmaktadır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu da bu görüşü benimsemiştir (avmehmetgenc.com). Bu yasağın temel amacı, şüphelinin kollukta yalnız kalmasının yaratacağı psikolojik baskı altında veya hukuki bilgisizliği nedeniyle kendi aleyhine beyanda bulunmasını engellemek ve savunma hakkını güvence altına almaktır. Şüphelinin bu şekilde verdiği ifade, özgür iradesiyle verilmiş olsa ve hatta gerçeği yansıtsa bile, kanun koyucu tarafından delil olarak kabul edilmemiştir. Eğer bir mahkeme, bu yasak delile, yani sanığın mahkeme huzurunda doğrulamadığı müdafisiz kolluk ifadesine dayanarak mahkumiyet hükmü kurarsa, bu hüküm kanuna aykırı bir delile dayandığı için istinaf veya temyiz incelemesinde mutlak olarak bozulacaktır. Bu, yasak usullerle elde edilen delillerin yargılamada kullanılamayacağı (CMK m. 217/2) ilkesinin en net tezahürlerinden biridir (avmehmetgenc.com).