Hırsızlık suçunda (TCK m. 141), 'malın değerinin azlığı' (TCK m. 145) nedeniyle ceza indirimi veya ceza vermekten vazgeçme kararının uygulanabilmesi için Yargıtay'ın benimsediği objektif ve sübjektif kriterler nelerdir? Özellikle 'daha çoğunu alma imkanı varken daha azını alma' kriterinin bu takdirdeki yerini, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ışığında değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #175005

Hırsızlık suçunda TCK m. 145'in uygulanabilmesi için Yargıtay, hem objektif hem de sübjektif kriterleri dikkate alır. Objektif kriter, çalınan malın ekonomik değerinin 'az' olmasıdır. Yargıtay, bu 'azlık' için genellikle suç tarihindeki brüt asgari ücretin belirli bir oranını (örneğin 1/10'u gibi) bir ölçüt olarak kullanabilmektedir (Yargıtay 13. CD, K: 2019/13629). Ancak bu tek başına yeterli değildir. Sübjektif kriterler de, özellikle 'ceza vermekten vazgeçme' takdirinin kullanılmasında önem kazanır. Bu kriterlerin başında 'suçun işleniş şekli ve özellikleri' ile 'failin daha çoğunu alabilme imkanı varken yalnızca gereksinimi kadar ve değer olarak az olan şeyi alması' gelir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2015/420 K. sayılı kararında bu durum somutlaşmıştır. Olayda, ana sınıfına giren sanığın, sınıfta bulunan televizyon ve VCD çalar gibi daha değerli eşyalara dokunmayıp sadece kumbara içindeki 5 TL'yi alması, 'daha çoğunu alma imkanı varken azıyla yetinme' olarak değerlendirilmiş ve TCK m. 145'in uygulanma şartlarının oluştuğuna karar verilmiştir. Ancak, sanığın başka hırsızlık suçları da işlediği göz önüne alınarak, ceza vermekten tamamen vazgeçilmesi yerine, cezada makul bir indirim yapılması gerektiği belirtilmiştir. Bu kararlar, değerin azlığı indiriminin otomatik bir uygulama olmadığını, hakimin somut olayın tüm özelliklerini bütüncül bir şekilde değerlendirmesi gerektiğini göstermektedir (barandogan.av.tr).