CMK m. 148'de sayılan 'yasak usuller' (kötü davranma, işkence, ilaç verme, yorma vb.) ile elde edilen ifadelerin hukuki akıbeti nedir? Şüphelinin bu usullerle elde edilen ifadeye sonradan 'rıza' göstermesi, bu ifadenin delil olarak kullanılabilmesini sağlar mı? Bu durumu 'delil yasakları' teorisi çerçevesinde izah ediniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #174996

CMK m. 148/2, yasak usullerle elde edilen ifadelerin 'rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemeyeceğini' amir bir hükümle düzenlemiştir. Bu, ceza muhakemesi hukukundaki 'mutlak delil yasağı'nın en net örneklerinden biridir. Yani, bir ifade CMK m. 148'de sayılan kötü davranma, işkence, yorma, aldatma, cebir, tehdit, kanuna aykırı vaat gibi yöntemlerle elde edilmişse, bu ifadenin içeriği doğru olsa ve şüpheli sonradan bu ifadenin doğruluğunu kabul etse veya kullanılmasına rıza gösterse dahi, bu ifade hiçbir şekilde delil olarak kullanılamaz ve hükme esas alınamaz. Bu kuralın temelinde, insan onurunun korunması ve adil yargılanma hakkının teminat altına alınması yatar. Devlet, maddi gerçeğe ulaşmak için her yolu meşru göremez; bireyin temel haklarını ve bedensel/ruhsal bütünlüğünü ihlal ederek delil elde edemez. Rıza, hukuka aykırılığı ortadan kaldıran bir neden olmakla birlikte, CMK m. 148'deki yasaklar söz konusu olduğunda kanun koyucu rızayı geçersiz saymıştır. Bu, delil yasağının kamu düzenine ilişkin ve mutlak nitelikte olduğunu gösterir. Bu şekilde elde edilen bir delile dayanılarak kurulan hüküm, Yargıtay tarafından mutlak surette bozulacaktır (avmehmetgenc.com).