6306 sayılı Kanun'da yapılan değişiklikle getirilen 'rezerv yapı alanı' tanımındaki 'Mevcut kentsel ve kırsal alanlar' ibaresinin eklenmesi, bu alanların belirlenme yetkisini nasıl genişletmiştir? Bu durumun, üzerinde yerleşim yeri bulunan alanlardaki mülkiyet hakkı açısından potansiyel risklerini ve Anayasal sınırlarını değerlendiriniz.

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #174968

6306 sayılı Kanun'da yapılan ve 09.11.2023'te yürürlüğe giren değişiklik, 'rezerv yapı alanı' tanımını önemli ölçüde genişletmiştir. Eski düzenlemede rezerv alanlar daha çok hazineye ait boş araziler olarak düşünülürken, yeni tanıma 'Mevcut kentsel ve kırsal alanlar' ibaresinin eklenmesiyle, üzerinde hali hazırda yerleşim bulunan, özel mülkiyete konu parsellerin de rezerv yapı alanı olarak ilan edilmesinin önü açılmıştır (kadimhukuk.com.tr/makale/kentsel-donusum-yasasi/). Bu değişiklik, idareye (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı) kentsel dönüşüm amacıyla daha geniş ve esnek bir alan belirleme yetkisi vermektedir. Ancak bu durum, mülkiyet hakkı (Anayasa m. 35) açısından ciddi riskler barındırmaktadır. Bir alanın rezerv yapı alanı ilan edilmesi, o alandaki tüm yapıların riskli olup olmadığına bakılmaksızın yıkılıp yeniden planlanması anlamına gelebilir. Bu, sağlam ve risksiz bir binada oturan bir malikin dahi, idari bir kararla mülkünü kaybetmesi veya kamulaştırma benzeri bir sürece tabi tutulması riskini doğurur. Mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıyla sınırlanabilir. Ancak bu sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca 'ölçülülük' ilkesine uygun olması, yani kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir denge kurması gerekir. Üzerinde yerleşim olan bir alanın, somut ve acil bir afet riskine dayanmaksızın, soyut planlama gerekçeleriyle rezerv alan ilan edilmesi, ölçülülük ilkesini ve mülkiyet hakkının özünü zedeleyebilir ve bu tür idari işlemlerin iptal davasına konu olması muhtemeldir (kadimhukuk.com.tr).