İYUK m. 28 uyarınca idarenin, idari yargı kararlarını uygulama zorunluluğunun ardındaki temel anayasal ilke nedir? Bir iptal kararının uygulanmasının 'hukuki veya fiili imkansızlık' nedeniyle mümkün olmaması durumunu, Danıştay'ın Kentbank A.Ş. kararı (13. Daire, E: 2005/5545, K: 2005/5698) üzerinden somutlaştırarak açıklayınız. Bu durumda idarenin sorumluluğu nasıl bir yöne evrilir?
İYUK m. 28 uyarınca idarenin, idari yargı kararlarını gecikmeksizin (en geç 30 gün içinde) uygulama zorunluluğunun ardındaki temel anayasal ilke, Anayasa'nın 2. maddesinde tanımlanan 'Hukuk Devleti' ilkesidir. Yargı kararlarının idare tarafından uygulanmaması, hukukun üstünlüğünü ve bireylerin hak arama hürriyetini anlamsız kılar. İdare, yargı kararına göre işlem tesis etmek veya eylemde bulunmakla yükümlüdür. Ancak bu zorunluluğun istisnası, kararın uygulanmasının 'hukuki veya fiili imkansızlık' nedeniyle mümkün olmamasıdır. Danıştay 13. Dairesi'nin Kentbank A.Ş. kararında (E: 2005/5545, K: 2005/5698) bu durum somutlaşmıştır. Kararda, Kentbank A.Ş.'nin bankacılık izninin kaldırılmasına ilişkin BDDK kararının Danıştay'ca iptal edilmesine rağmen, bu iptal kararının uygulanmasının imkansız olduğu sonucuna varılmıştır. Çünkü iptal kararı verilene kadar geçen sürede, Kentbank A.Ş. başka bir banka olan Bayındırbank ile birleşmiş ve tüzel kişiliği ticaret sicilinden terkin edilerek hukuken sona ermiştir. Bu durumda, ortada olmayan bir tüzel kişiliğe bankacılık izninin iadesi fiilen ve hukuken imkansız hale gelmiştir. Bir yargı kararının uygulanmasında hukuki veya fiili imkansızlık ortaya çıktığında, idarenin kararı 'aynen' uygulama yükümlülüğü ortadan kalkar. Ancak bu durum idareyi sorumluluktan tamamen kurtarmaz. İdarenin sorumluluğu, aynen tazmin sorumluluğundan, uğranılan zararları 'nakden tazmin' (tam yargı davası yoluyla) sorumluluğuna dönüşür. Yani idare, hukuka aykırı işlemiyle sebep olduğu zararı parasal olarak karşılamakla yükümlü hale gelir (kadimhukuk.com.tr/makale/idari-yargilama-usulu-kanunu-28-madde-iyuk/).