Yargıtay'ın, objektif isnadiyet teorisini uyguladığı örnek olayda, elektrik direğine çarpan sürücünün, sonradan yardıma gelen kişinin ölümünden sorumlu tutulabilmesi için aranan 'öngörülebilirlik' unsuru, kimin bakış açısına göre değerlendirilmelidir? Failin mi, yoksa objektif bir gözlemcinin mi?
Ceza hukukunda taksir sorumluluğu için aranan 'öngörülebilirlik' unsuru, failin sübjektif (kişisel) öngörüsüne göre değil, 'objektif' bir standarda göre değerlendirilir. Bu standart, 'aynı koşullar altındaki, ortalama zekaya ve tecrübeye sahip, makul ve dikkatli bir kişinin' bakış açısıdır. Metindeki değerlendirmede de, 'meydana gelen sonuç hayat tecrübelerinin dışında kalan atipik bir gelişme değildir' ve 'sanık da bu sonucu öngörebilecek durumdadır' ifadeleri, bu objektif standarda işaret etmektedir. Yani, failin 'ben böyle bir sonuç olacağını düşünemedim' demesi tek başına yeterli değildir. Önemli olan, onun yerindeki dikkatli bir sürücünün, bir elektrik direğine çarpmanın, telleri koparabileceğini ve bunun da yoldan geçenler için ölümcül bir tehlike yaratabileceğini öngörüp öngöremeyeceğidir. Eğer bu sonuç objektif olarak öngörülebilir ise, failin bunu öngörememiş olması onun dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlal ettiğini, yani taksirli olduğunu gösterir.