Bir trafik kazası sonucu açılan tazminat davasında, mahkemece alınan ilk kusur raporuna taraflardan sadece davacı itiraz etmiş ve alınan ikinci raporda davacının kusur oranı ilk rapordakinden daha ağır tespit edilmiştir. Davalının ilk rapora itiraz etmemiş olması, davacı lehine bir 'usuli kazanılmış hak' doğurur mu? Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun (E. 2018/(21)10-94, K. 2021/111) bu konudaki yaklaşımı nasıldır?

Yargı Pusulası bilgi merkezi soru-cevap kaydı #172355

Evet, bu durumda davacı lehine bir 'usuli kazanılmış hak' doğar. Usuli kazanılmış hak, Yargıtay içtihatlarıyla geliştirilmiş bir ilkedir ve davaların uzamasını önleyerek hukuki istikrarı sağlamayı amaçlar. Bu ilkenin bir görünümü de bilirkişi raporlarına yapılan itirazlarda ortaya çıkar. **Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun Yaklaşımı (E. 2018/(21)10-94, K. 2021/111):** Somut olayda, süreç şu şekilde işlemektedir: 1. İlk bilirkişi raporuyla tarafların kusur oranları belirlenmiştir. 2. Davalı taraf bu rapora itiraz etmeyerek, raporda kendi lehine belirlenen kusur oranını ve davacı aleyhine belirlenen kusur oranını benimsemiş, bu oranların kendi açısından davanın çözümüne esas alınmasına zımnen rıza göstermiştir. Bu durum, davalı açısından raporun o haliyle 'kesinleşmesi' anlamına gelir. 3. Sadece davacı, kendi kusur oranının fazla olduğu gerekçesiyle rapora itiraz etmiştir. 4. Alınan ikinci raporda, davacının durumu daha da kötüleşmiş ve kusur oranı artırılmıştır. Bu durumda, Yargıtay'a göre, davacının kendi itirazı aleyhine bir sonuç doğamaz. Davalının itiraz etmeyerek kabul ettiği ilk rapordaki kusur oranı, itiraz eden davacı lehine bir **usuli kazanılmış hak** teşkil eder. Hakim, davacının itirazı üzerine aldığı ve onun durumunu daha da ağırlaştıran ikinci raporu değil, davalının itiraz etmemesiyle onun açısından kesinleşen ve davacı için daha lehe olan **ilk rapordaki kusur oranlarını** hükme esas almak zorundadır. Aksi bir kabul, tarafları, aleyhlerine sonuç doğurabileceği endişesiyle bilirkişi raporlarına itiraz etmekten caydırır ve hak arama hürriyetini zedeler. Dolayısıyla, bir tarafın itirazı, onun aleyhine sonuç doğuracak şekilde yorumlanamaz ve itiraz etmeyen tarafın benimsediği olgular, itiraz eden taraf lehine bir güvence oluşturur.